Masal Oku: Ellerini Yıkamayı Unutan Prenses Elara
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, uzak diyarların birinde, yemyeşil ormanlarla çevrili, gürül gürül akan nehirlerin süslediği bir krallık varmış. Bu krallığın şanı dört bir yana yayılmış, halkı refah içinde yaşayıp gitmiş. Krallığın biricik prensesi varmış ki adı Elara imiş. Elara, uzun mu uzun, sırma gibi sarı saçları, ela mı ela gözleriyle görenleri büyülemiş. Güzelliği dillere destanmış, görenler bir daha bakmadan edememiş. Lakin Elara’nın küçük bir kusuru varmış ki, o da ellerini yıkamayı pek bir sevmez, çoğu zaman unuturmuş.
Elara, sarayın geniş bahçelerinde, rengârenk çiçeklerin arasında koşup oynamayı pek bir severmiş. Toprakla oynamış, minik kuşların yuvalarına bakmış, ağaçlara tırmanmış, dallardan taze mi taze meyveler toplamış. Oyunları bittikten sonra ise, ellerini çoğu zaman şöyle bir çırpar, temizlendiğini sanırmış. Sarayın yaşlı ve bilge mürebbiyesi Lale Hanım, her fırsatta Elara’yı uyarmış: “Kuzum Elara, ne kadar oynarsan oyna, yemekten önce ellerini sabunla güzelce yıkamalısın. Yoksa mikrop denen görünmez düşmanlar seni hasta eder,” demiş. Ama Elara, bu sözleri bir kulağından almış, ötekinden salıvermiş. Kendi kendine, “Aman canım, ne olacak ki? Zaten her yer tertemiz,” diye düşünmüş.
Günler günleri kovalamış, haftalar haftaları. Krallıkta büyük bir şenlik hazırlığı başlamış. Hasat zamanı gelmiş, her yer bolluk ve bereketle dolup taşmış. Kral ile Kraliçe, civar ülkelerden pek çok soylu misafiri, hatta komşu krallığın yakışıklı mı yakışıklı prensini bile bu şenliğe davet etmişler. Elara, bu şenliğin heyecanından yerinde duramamış. En güzel elbisesini giyecek, en özel takılarını takacakmış. Şenlik sabahı, Elara yine bahçeye atmış kendini. Minik kuzuyla top oynamış, sonra da yeni açmış güllerin toprağını eşelemiş. Ellerine toprak bulaşmış, parmak araları tozla dolmuş.
Öğle vakti Lale Hanım onu çağırmış: “Prensesim, vakit daralıyor, misafirler gelmek üzeredir. Hazırlanmak için acele etmeliyiz!” demiş. Elara, aceleyle saraya koşmuş. Banyoya girmiş, musluğu açmış. Ama aklı bir yandan şenlikte, bir yandan giyeceği elbisedeymiş. Musluktan akan suyu ellerine şöyle bir değdirmiş, sabunu hiç almamış. Hızlıca havluya silip çıkmış. Kendi kendine: “Aman, ne olacak ki? Kimse fark etmez,” diye fısıldamış. Lale Hanım’ın yüzündeki endişeli ifadeyi görmezden gelmiş.
Şenlik başlamış. Sarayın ziyafet salonu, ışıl ışıl parlamış. Misafirler gelmiş, hoş sohbetler edilmiş. Elara, inci işlemeli, lacivert elbisesiyle bir kuğu gibi salonda süzülmüş. Herkesin gözü onun üzerindeymiş. En lezzetli yemekler, en tatlı şerbetler sofraları süslemiş. Elara, iştahla tabağına uzanmış. Elinden bir parça kurabiye almış, ağzına götürmüş. Sonra elini uzatıp taze meyvelerden birini kapmış. O sırada, masanın öbür ucunda oturan komşu krallığın prensi, Elara’nın ellerine şöyle bir göz atmış. Prens, Elara’nın parmağında minicik bir toprak lekesi görmüş gibi olmuş. Hafifçe kaşlarını çatmış, ama belli etmemeye çalışmış.
Şenlik devam ederken, Elara birden karnında bir ağrı hissetmiş. Önce önemsememiş, “Belki çok yemişimdir,” diye düşünmüş. Ama ağrı gittikçe şiddetlenmiş. Yüzü bembeyaz kesilmiş, alnında soğuk terler birikmiş. Prens Elara’nın yanına gelip, “Prensesim, iyi misiniz? Renginiz atmış,” demiş. Elara zorlukla gülümsemiş: “Sanırım biraz yorgun düştüm, prensim,” diye cevap vermiş. Ne var ki, ağrısı öylesine artmış ki, daha fazla dayanamamış. Kendini kötü hissedip odasına çekilmek zorunda kalmış. Şenlik onun için erkenden sona ermiş.
Kral ile Kraliçe, Elara’nın bu haline çok üzülmüşler. Hemen sarayın en iyi hekimlerini çağırmışlar. Hekimler, Elara’yı muayene etmişler, türlü türlü ilaçlar vermişler, ama hastalığının sebebini bir türlü bulamamışlar. Elara, yatağında halsiz düşmüş, ateşi bir inmiş bir çıkmış. Lale Hanım, prensesin başucunda beklerken, aklına Elara’nın ellerini yıkamaması gelmiş. Yavaşça Kraliçe’ye yaklaşmış ve durumu fısıldamış. Kraliçe’nin yüzüne bir gölge düşmüş. “Ah Elara, ah benim canım kızım,” diye iç geçirmiş.
Elara, yatağında kıvranırken, bir rüya görmüş. Rüyasında, ellerinin üzerinde küçücük, gözle zor görünen, yaramaz mı yaramaz Mikrop Cüceleri dans edip duruyormuş. Kimi parmak aralarında saklanmış, kimi tırnaklarının altında cirit atıyormuş. Sonra bu cüceler, Elara’nın ağzından içeri girmiş, karnında koşuşturup durmuşlar. Elara’nın karnını daha da çok ağrıtmışlar. Tam o sırada, bembeyaz, ışıl ışıl parlayan, nur yüzlü bir peri belirmiş. Bu peri, Hijyen Perisi’ymiş. “Ey Elara, sen ellerini güzelce yıkamadığın için bu Mikrop Cüceleri vücuduna girip seni hasta ettiler,” demiş. Peri, Elara’ya sabunu, suyun değerini, ellerini doğru yıkamanın yollarını teker teker göstermiş. Elara, rüyasında bile büyük bir pişmanlık hissetmiş.
Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler, sonunda Elara uyanmış. Rüyasının etkisiyle irkilmiş. O an anlamış, Lale Hanım’ın ve Hijyen Perisi’nin sözlerinin ne kadar doğru olduğunu. İyileşir iyileşmez ilk işi, ellerini sabunla köpürte köpürte yıkamak olmuş. O günden sonra, Elara her oyun sonrası, her tuvaletten çıkışta, her yemekten önce ellerini güzelce yıkamayı kendine görev bilmiş. Hatta sadece yıkamakla kalmamış, bu konudaki bilgisini ve tecrübesini saraydaki herkese anlatmaya başlamış. Hizmetliler, aşçılar, hatta saraydaki çocuklar bile Elara’dan el yıkamanın inceliklerini öğrenmişler.
Elara, krallıktaki okullara gitmiş, çocuklara el yıkama şarkıları öğretmiş, sabun kullanmanın önemini anlatmış. Minik ellerine sabunları alıp, köpürte köpürte nasıl yıkamaları gerektiğini göstermiş. Kısa zamanda krallıktaki hastalanma oranları gözle görülür şekilde azalmış. Herkes daha sağlıklı, daha neşeli olmuş. Elara, artık sadece güzelliğiyle değil, akıllı ve sağduyulu davranışlarıyla da anılır olmuş. Kral ve Kraliçe, kızlarıyla gurur duymuşlar. Elara, küçük bir hatadan dönerek, koca bir krallığın sağlığını koruyan bilge bir prenses olup çıkmış.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş; biri Elara’nın başına, biri Lale Hanım’ın başına, biri de bu masalı dinleyen iyi kalpli herkesin başına.