İçeriğe atla
🧸 Çocuk Hikayeleri

Hansel ve Gratel Masalı | Ormandaki Çikolatalı Ev

9 dk okuma 12 Ağustos 2026 Masal Prensesi 🎂 6 Yaş 👁 82 okuma
Hansel ve Gratel Masalı | Ormandaki Çikolatalı Ev

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken, uzak mı uzak bir orman köyünde, fakir mi fakir bir oduncu ailesi yaşarmış. Oduncu, karısı, Hansel adında bir oğlan ve Gretel adında bir kız çocuğu varmış bu ailenin. Evleri küçücükmüş, içleri dert doluymuş. Çünkü gün geçtikçe yiyecekleri azalıyor, karınları her akşam zil çalıyormuş. Oduncu, karısını çok severmiş ama karısının kalbi, ne yazık ki, çocuklarına karşı taş gibi katıymış. Özellikle de kıtlık bastırınca, gözü hiçbir şeyi görmez olmuş. Gece yataklarında yatarken, oduncunun karısı usulca kocasına dönmüş, “Çocukları yarına ormanın derinliklerine bırakalım,” demiş. “Yoksa hepimiz açlıktan öleceğiz. Kalbim kan ağlıyor ama başka çaremiz kalmadı.” Oduncunun yüreği paramparça olmuş. Gözleri yaşla dolmuş, “Asla yapamam!” diye fısıldamış. “Onlar benim canım ciğerim, nasıl kıyarım?” Kadın, dişini tırnağına takmış, “Ya onlar ölecek, ya biz hepimiz. Seçim senin,” diye ısrar etmiş. Zavallı oduncu sabaha kadar gözünü kırpmamış, çaresizlik içinde kıvranıp durmuş. Sonunda, karısının sözlerine dayanamamış, biricik yavrularını ormana bırakmaya razı olmuş. Ama içi kan ağlıyormuş, canı burnuna gelmiş. Sabaha karşı, yıldızlar gökyüzünde ışıl ışıl parlar iken, Hansel, annesiyle babasının fısıltılarını duymuş. Anlamış bir şeylerin yolunda gitmediğini. Hemen usulca yataktan kalkmış, cebini bembeyaz çakıl taşlarıyla doldurmuş. Ertesi sabah, güneş daha yeni yeni uykusundan uyanırken, oduncu, karısı ve iki çocuk, ormana doğru yola koyulmuşlar. Oduncunun karısı, Hansel’in eline bir parça kuru ekmek tutuşturmuş. “Yolculuk uzun olacak, aç kalmayın,” demiş, ama sesi soğukmuş, titrekmiş. Hansel akıllı bir çocukmuş. Yürürken arkasından kimsenin görmediği çakıl taşlarını tek tek yere bırakmış. Ormanın derinliklerine doğru ilerlemişler, kuş sesleri bile onlara hüzünlü geliyormuş. Hansel’in kalbi pır pır ediyormuş. Bir süre sonra, oduncu durmuş, “Şuracıkta biraz dinlenelim,” demiş, sesi titreyerek. Çocuklar oturmuşlar. Hansel ile Gretel, babaları ve anneleri “odun toplayıp geliyoruz” dediklerinde ne kadar beklemişler, ne kadar umutla etrafa bakınmışlar, kim bilir. Güneş batmış, hava iyice kararmış ama kimse gelmemiş. Hansel, minik Gretel’in elini sıkıca tutmuş. “Korkma kardeşim,” demiş, “ben yolumuzu buldum.” Ay ışığı altında parlayan çakıl taşlarını takip ederek, sabaha karşı evlerine geri dönmüşler. Kapıyı çalmışlar. Oduncu, onları karşısında görünce şaşkınlık içinde kalmış, gözleri fal taşı gibi açılmış. Sevinçten ne yapacağını bilememiş, çocuklarına sıkıca sarılmış. Oduncunun karısı ise yüzünü ekşitmiş, hiç de mutlu olmamış. Hansel ile Gretel’in geri dönmesi, onun planlarını altüst etmişmiş. Birkaç gün sonra, kıtlık daha da şiddetlenmiş. Evde ne un kalmış, ne tuz. Oduncunun karısı, yine kocasına baskı yapmış. “Bu sefer daha derine gideceğiz,” demiş, “geri dönemeyecekler.” Oduncu yine karşı gelmiş, ama karısı öyle ısrar etmiş ki, zavallı adam yine çaresiz kalmış. Bu kez Hansel, çakıl taşı toplayamamış. Kapılar kilitliymiş. Onun yerine elindeki ekmeği ufalamış, kırıntılarını yola serpiştirmiş. Akşam olmuş, hava kararmış. Ama ne yazık ki Hansel’in ekmek kırıntılarını kuşlar yemiş, geride hiçbir iz kalmamış. Hansel ve Gretel, yemyeşil ormanın ortasında yapayalnız kalmışlar. Korkudan titriyorlarmış, gözyaşları sel olup akıyormuş. Gece olunca, soğuk iliklerine işlemiş, açlıktan karınları iyice içeri çökmüş. İkisi birbirine sokulmuş, titrek sesleriyle annelerini ve babalarını çağırmışlar. Ama seslerini duyan olmamış. Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler, altı ay bir güz gitmişler. Ne bir köy, ne bir kulübe görünmüş. Tam umutları tükenmek üzereyken, ormanın derinliklerinde, ağaçların arasından tatlı bir koku burunlarına gelmiş. Mis gibi zencefilli kurabiye, çikolata ve şeker kokusuymuş bu. İki kardeş, kokunun peşinden gitmişler. Yürümüşler, yürümüşler. Sonunda karşılarına şahane mi şahane, bir ev çıkmış. Duvarları çikolatadan, çatısı kurabiyeden, pencereleri şekerden yapılmış, kapısı da mis gibi çörektenmiş. Hansel ile Gretel, gözlerine inanamamışlar. Açlıktan mideleri kasıldığı için, hemen evin kenarlarından koparıp yemeye başlamışlar. Hansel bir çikolata parçası koparmış, Gretel bir kurabiye parçasını ısırmış. Tam o sırada, evin kapısı açılmış. İçeriden ihtiyar mı ihtiyar, kambur mu kambur, yaşlı bir kadın çıkmış. Yüzünde sahte bir gülümseme varmış. “Kimler gelmiş benim evime?” demiş, sesi gıcır gıcırmış. “Gelin bakalım içeri, sizi doyurayım, ısıtayım.” Çocuklar önce biraz çekinmişler ama kadının tatlı sözlerine ve evin cazibesine dayanamamışlar. Kadın, Hansel ile Gretel’i içeri almış, onlara sıcacık yemekler vermiş, yataklar hazırlamış. Ama bu iyi kalpli gibi görünen kadın, aslında kötü bir cadıymış. Ertesi sabah, Hansel’i bir kafese kapatmış. “Sen semiz mi semiz olana kadar burada kalacaksın,” demiş Hansel’e. Sonra Gretel’i yanına almış, “Sen de benim hizmetçim olacaksın,” diye emretmiş. Gretel’in kalbi korkuyla dolmuş, ama kardeşini kurtarmak için sesini çıkarmamış, her emre uymuş. Cadı her gün Hansel’e en lezzetli yemekleri yedirir, onu şişmanlatmaya çalışırmış. Her sabah Hansel’in parmağını kontrol etmek için kafesin yanına gelirmiş. “Parmağını uzat bakalım, ne kadar şişmanlamışsın?” diye sorarmış. Hansel çok zekiymiş. Cadı görme engelli olduğu için, ona bir tavuk kemiği uzatırmış. Cadı da Hansel’in hala zayıf olduğunu sanırmış. Günler haftaları kovalamış. Gretel, cadının evinde canını dişine takmış çalışmış. Bulaşık yıkamış, yerleri süpürmüş, odun taşımış. Her fırsatta Hansel’e göz kırpar, onu teselli edermiş. Cadının sabrı tükenmeye başlamış. “Artık yeter!” diye bağırmış bir gün. “Bu Hansel bir türlü şişmanlamıyor. Yarın ikinizi de fırına atıp yiyeceğim!” Gretel’in yüreği ağzına gelmiş. O gece hiç uyumamış, kardeşini nasıl kurtaracağını düşünmüş durmuş. Sabah olduğunda, cadı fırını yakmış, ateş alev alev yükselmiş. “Gretel, fırının içine gir bakalım,” demiş, “içerisi yeterince sıcak mı, bir kontrol et.” Gretel’in aklına bir fikir gelmiş. “Nasıl gireceğimi bilmiyorum,” demiş masumca. “Bana bir gösterir misin?” Cadı, sinirle homurdanmış. “Ahmak kız! Bak böyle girilir,” diyerek başını fırının içine sokmuş. Gretel, bu anı beklemiş. Tüm gücünü toplamış, cadıyı can havliyle fırının içine itmiş ve demir kapıyı hızla kapatmış. Cadı, fırının içinde yanıp kül olmuş. Gretel, hemen Hansel’in kafesinin anahtarını bulmuş ve kardeşini kurtarmış. İki kardeş, sevinç içinde birbirlerine sarılmışlar. Cadının evinde gezinirken, bir odada sandıklar dolusu altın, inci ve mücevher bulmuşlar. Ceplerini doldurmuşlar, bohçalarını bağlamışlar. Sonra bu lanetli evden ayrılmışlar. Ormandan geçerken, daha önce hiç görmedikleri bir beyaz ördek, onları bir nehrin üzerinden karşıya geçirmiş. Hansel ve Gretel, yorgun argın, günlerdir yürümenin verdiği açlık ve susuzlukla bitkin düşmüşler. Ama kalplerinde büyük bir umut varmış. Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Tanıdık bir ağaç, tanıdık bir dere derken, uzaktan evlerinin dumanını görmüşler. Koşarak eve gitmişler. Oduncu, karısını kaybetmiş, günlerdir yavrularına yaktığı ağıtlarla eriyip bitmişmiş. Onları karşısında görünce, sevinçten havalara uçmuş, gözleri dolmuş. Hansel ile Gretel, cebelerindeki altınları, incileri babalarına göstermişler. Artık fakirlik bitmiş, huzur gelmişmiş bu eve. O günden sonra hiç aç kalmamışlar, mutlu mesut yaşamışlar. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş: Biri Hansel ile Gretel’e, biri oduncuya, biri de bu masalı dinleyen iyi yürekli herkese.