İçeriğe atla
🦊 Hayvan Masalları

Masal Oku | Masallar Oku | Açgözlü Sincap Pıtır ve Yaşlı Fındık Ağacı

8 dk okuma 25 Temmuz 2026 Masal Prensesi 🎭 Tavşan, Tilki 🎂 6 Yaş 👁 12 okuma
Masal Oku | Masallar Oku | Açgözlü Sincap Pıtır ve Yaşlı Fındık Ağacı

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken, uzak diyarların yemyeşil bir ormanında şirin mi şirin bir fındık ağacı yaşarmış. Bu fındık ağacı öylesine yaşlı, öylesine bilgeymiş ki, ormandaki bütün canlılar ona “Yaşlı Fındık Ağacı” derlermiş. Dalları göğe uzanır, kökleri toprağın derinliklerine sıkı sıkıya sarılırmış. Her sonbahar, dalları altın rengi fındıklarla dolup taşar, ormanın dört bir yanına mis gibi kokular yayılırmış. Bu ağaç, tüm orman halkının gözdesiymiş, adeta ormanın kalbiymiş.

Ormanda yaşayan sevimli mi sevimli, ama aynı zamanda biraz da bencil ve açgözlü bir sincap varmış. Adı Pıtır’mış. Pıtır, hızlı mı hızlı, kıvrak mı kıvrak bir sincapmış. Bir daldan diğerine uçarcasına atlar, her zaman en parlak, en dolgun fındıkları ilk o kaparmış. Yaşlı Fındık Ağacı ile arasında özel bir bağ olduğunu düşünür, ağacın tüm fındıklarını kendine ait sanırmış. Bu fındıklar, sanki onun için, sadece onun için yetişmiş gibi hissedermiş.

Sonbahar güneşi ormanı altın sarısına boyamaya başladığında, Yaşlı Fındık Ağacı’nın dalları irili ufaklı, kabukları pırıl pırıl parlayan fındıklarla dolup taşmış. Pıtır’ın gözleri parlamış. Sevinçle cıvıl cıvıl sesler çıkararak hemen işe koyulmuş. Gün ağarır ağarmaz ağacın tepesine tırmanır, akşam karanlığı çökene kadar dur durak bilmeden çalışırmış. Minik elleriyle fındıkları tek tek toplar, yanak keselerini doldurur, sonra da gizli mi gizli yuvasına taşırmış. Pıtır’ın yuvası, Yaşlı Fındık Ağacı’nın kalın bir dalının içindeki derin bir kovukmuş. O kadar gizliymiş ki, kimseler yerini bilemezmiş. Pıtır, bu kovuğa o kadar çok fındık taşımış ki, kovuk ağzına kadar dolup taşmış. Kendi kendine, “Bu kış bana kimse aç kalmış diyemez,” diye gururla mırıldanırmış. İçindeki açgözlülük, onu her geçen gün daha da ele geçirmiş.

Ormanın diğer sakinleri de kış için hazırlık yapmaya başlamışlar. Minik fareler, tombul kirpiler, cıvıl cıvıl kuşlar, Pıtır’ın topladığı fındıklara imrenerek bakarlarmış. Bir gün, komşu daldaki minik fare ailesinin en küçüğü olan Cici, açlıktan karnı zil çalarken Pıtır’a yanaşmış. “Pıtır abi,” demiş titrek bir sesle, “Bu kış çok çetin geçecekmiş gibi geliyor. Bizim yiyeceklerimiz az kaldı. Belki biraz fındık paylaşır mısın?” Pıtır, Cici’ye tepeden tırnağa süzmüş. Suratını asmış, bıyıklarını oynatmış. “Olmaz!” demiş sert bir dille. “Bunlar benim fındıklarım. Ben topladım, ben sakladım. Herkes kendi rızkını kendi toplasın!” Cici, boynunu bükmüş, gözleri dolu dolu dönüp gitmiş. Pıtır, arkasından bakarken içinden minik bir vicdan sızısı hissetmiş gibi olsa da, hemen bastırmış bu duyguyu. “Ne yapayım, herkesin kendi derdi var,” diye geçirmiş içinden. “Ben de bütün yaz çalıştım, uğraştım.” Başka hayvanlar da gelmişler, kışlık erzaklarının azaldığını söylemişler, ama Pıtır hepsine aynı cevabı vermiş: “Yok!” Hatta bazılarına kızmış, “Benim kadar çalışsaydınız, şimdi aç kalmazdınız!” bile demiş. Yaşlı Fındık Ağacı, Pıtır’ın bu bencilce davranışlarını her yaprağının hışırtısıyla adeta kınamış gibi mırıldanırmış, ama Pıtır bu ince uyarıları hiç dinlememiş, kendi bildiğini okumuş.

Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler, altı ay bir güz gitmişler. Derken kış gelip çatmış. Hem de nasıl bir kış! Orman beyaz bir çarşafla örtülmüş. Kar taneleri lapa lapa, yedi gün yedi gece durmaksızın yağmış. Soğuk öyle keskinmiş ki, nefesler buhar olup havada donarmış. Pıtır, yuvasında sıcacık oturmuş, fındıklarını çıtır çıtır yerken keyfine diyecek yokmuş. “İyi ki paylaşmadım,” diye düşünmüş. “Şimdi mis gibi sıcacık yuvamda keyif yapıyorum.” Ama kış, Pıtır’ın tahmin ettiğinden çok daha uzun sürmüş. Kar diz boyunu aşmış, buz tutan dallar rüzgarda inceden inceden uğuldamış. Bir hafta, iki hafta, bir ay, iki ay derken Pıtır’ın fındık stoku yavaş yavaş azalmaya başlamış. Başlangıçtaki o dağ gibi yığılmış fındıklar, şimdi avuç içi kadar kalmış. Pıtır, gittikçe daha az fındık yemeye başlamış, ama soğuk vücudunu dondurduğu için daha çok enerjiye ihtiyacı varmış. Karnına zil çalmaya başlamış, ama yiyecek bulmak için dışarı çıkmak, ölüme davetiye çıkarmakla eş anlamlıymış. Artık yanak keseleri bile dolmuyormuş. Günden güne zayıflamış, tüyleri matlaşmış, o eski kıvrak hallerinden eser kalmamış. Yalnızlık da canına tak etmiş. Hiçbir arkadaşı, hiçbir komşusu kapısını çalmazmış. Eskiden şakalar yaptığı, koşuşturduğu sincap arkadaşları bile ortalıkta yokmuş. O zaman anlamış Pıtır, sadece fındıkla beslenilmediğini. Dostluksuz, arkadaşsız bir hayatın ne kadar boş olduğunu iliklerine kadar hissetmiş.

Bir sabah, Pıtır yuvasında titreyerek uyanmış. Fındık torbasında kalan son birkaç fındığa bakmış. Gözleri yaşarmış. O an, Cici fareciğin titrek sesini, kirpi Diken’in mahcup bakışlarını hatırlamış. Yüreğinde derin bir pişmanlık hissetmiş. Kendi kendine, “Ne kadar bencilce davrandım,” diye mırıldanmış. “Keşke paylaşsaydım, şimdi belki aç kalmazdım, belki de hasta olmazdım.” Güçsüz bacaklarıyla zar zor ayağa kalkmış. Dışarıda kar hala inatla yağıyormuş. Ama Pıtır bir karar vermiş. Elindeki son fındıkları alıp dışarı çıkmış. Yaşlı Fındık Ağacı’nın yanına gitmiş. Ağaç, karlar altında bembeyaz duruyormuş, dalları buzla kaplıymış. Pıtır, Yaşlı Fındık Ağacı’nın çatallaşmış gövdesine tırmanmış. Oradan etrafa bakınmış. Çok geçmeden, karların üzerinde titreyen, zayıf düşmüş bir serçe görmüş. Serçenin yavruları da yanındaymış, açlıktan cıvıl cıvıl sesler çıkarıyorlarmış. Pıtır’ın kalbi sızlamış. Hemen son fındıklarını serçenin önüne bırakmış. Serçe şaşkınlıkla Pıtır’a bakmış, sonra da sevinçle yavrularına fındıkları paylaştırmış. Pıtır, bir anlığına içinde tarif edilemez bir sıcaklık hissetmiş. Yalnızca fındıkların karın doyurmadığını, paylaşmanın ruhu doyurduğunu anlamış.

Ertesi gün, Pıtır’ın paylaştığı fındıkları gören diğer hayvanlar, onun değiştiğini anlamışlar. Kirpi Diken, karlar altında bulduğu birkaç tane donmuş çileği getirip Pıtır’la paylaşmış. Cici fare ailesi, gizli yuvalarındaki son bir avuç tohumu Pıtır’a ikram etmişler. Pıtır, bu yardımlar karşısında şaşkınlığa uğramış. Açgözlü haliyle asla bu iyilikleri göremeyeceğini fark etmiş. Kış, yavaş yavaş etkisini yitirmeye başlamış. Pıtır, artık açgözlü bir sincap değilmiş. Her bulduğu yiyeceği arkadaşlarıyla paylaşır, zor durumda olanlara yardım edermiş. Eski kıvrak haline geri dönmüş, ama bu sefer kalbi iyilikle doluymuş. Yaşlı Fındık Ağacı, her ilkbaharda daha gür yapraklar açar, Pıtır’ın yeni dostluklarına gülümsemiş. Pıtır da her sonbahar, fındıkları toplarken bir kısmını ihtiyacı olanlara ayırmayı asla ihmal etmezmiş. Böylece ormanda, paylaşmanın güzelliği ve dostluğun sıcaklığı herkesin dilinde dolanır olmuş.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş; biri anlatanın, biri dinleyenin, biri de paylaşmayı öğrenen tüm cömert yüreklerin başına.

Yani, gerçek zenginliğin mal mülk biriktirmekte değil, sahip olduklarını başkalarıyla paylaşmakta ve bu sayede dostluklar kurmakta olduğunu anlamış.