İçeriğe atla
⏱️ Kısa Masallar

Tutumlu Sincap Fındık ile Savurgan Tilki Kurnaz

10 dk okuma 27 Temmuz 2026 Masal Prensesi 🎭 Tilki 🎂 3 Yaş 👁 24 okuma
Tutumlu Sincap Fındık ile Savurgan Tilki Kurnaz

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken, uzak diyarların yemyeşil ormanında, pırıl pırıl bir güneşin altında, upuzun ağaçların gölgesinde neşe içinde yaşayan hayvanlar varmış. Bu hayvanların arasında iki zıt karakter, Sincap Fındık ile Tilki Kurnaz da yaşamış. Sincap Fındık, adı gibi fındık kurdu, çalışkan mı çalışkan, ileri görüşlü mü ileri görüşlü bir sincapmış. Ak akçe kara gün içindir düsturuyla yaşar, kış gelmeden yiyeceğini biriktirmek için canla başla çalışırmış. Tilki Kurnaz ise adının hakkını verircesine kurnaz ama aynı zamanda tembel mi tembel, savurgan mı savurgan, günübirlik yaşayan bir tilkiymiş. Onun aklında ne kış hazırlığı varmış ne de yarın kaygısı. Hayatı ‘ekmek elden su gölden’ misali, keyif içinde yaşarmış.

Yaz günleri gelip çatmış. Orman, cıvıl cıvıl kuş sesleriyle, şırıl şırıl akan derelerin melodisiyle dolup taşmış. Ağaçlar yemyeşil yapraklarıyla adeta dans etmişler. İşte tam bu bolluk bereket zamanında, Sincap Fındık sabahın köründe kalkar, güneş ilk ışıklarını ormana salmadan işine koyulurmuş. Kocaman meşe ağaçlarının dallarından iri mi iri meşe palamutlarını, gür fındık çalılıklarından mis kokulu fındıkları, çeşit çeşit cevizleri bir bir toplarmış. Minik elleriyle bu değerli yiyecekleri dikkatlice seçer, sağlam olanları titizlikle ayıklarmış. Sonra onları yanak keselerine doldurur, yorulmak bilmeden yuvasına taşırmış. Yuvası, toprağın altında gizlenmiş, serin mi serin, geniş mi geniş bir odaymış. Fındık, topladığı her şeyi ayrı ayrı bölmelere yerleştirir, istifler, düzenler, bir de üstüne küçük taşlarla işaretlermiş ki kışın kar yağdığında yerlerini bulmakta zorlanmasın. Gözleri parlar, yüreği sevinçle dolup taşarmış. Her geçen gün erzak deposu biraz daha dolarken, Fındık’ın içi rahat bir oh çekermiş. “Kışın çetin soğukları bastırdığında, bu yiyecekler beni ve ailemi sıcacık tutar,” diye düşünürmüş. Çoğu zaman yorgunluktan bitap düşer, uykusu gelince hemen bir ağaç kovuğunda şekerleme yapar, sonra yeniden işine koyulurmuş. Bütün orman sakinleri onun bu çalışkanlığına şaşırmış, takdir etmişler.

Fakat Tilki Kurnaz’ın hali başkaymış. O, güneş tepeden inip tüm ormanı kavurmaya başlayana kadar uykusundan uyanmazmış. Uyandığında ise tek düşündüğü, karnını doyurmak ve gününü keyif içinde geçirmek olurmuş. Avlanmaya çıkmış, tavşanların peşine düşmüş, bazen de bir kümese girip birkaç tavuk kapmış. Ama bunları hemen oracıkta yemiş, artanıyla ilgilenmezmiş. Hiçbir şeyi saklamak, biriktirmek aklının ucundan bile geçmezmiş. “Ne diye yarını düşüneyim ki? Yarın Allah kerimdir,” dermiş kendi kendine. Fındık’ı her gördüğünde alaycı bir gülümsemeyle seslenirmiş:

‒ Aman Fındık kardeş, ne bu telaş? Yaz bitmeyecek sanırsın sanki! Şu mis gibi havanın tadını çıkarsana. Yoksa ömrün fındık taşımakla mı geçecek, demiş.

Fındık, başını iki yana sallamış, şefkatle ama kararlı bir sesle cevap vermiş:

‒ Kurnaz kardeş, sen de biraz düşün geleceği. Kış gelince ne yapacaksın? Bu fındıklar, palamutlar kendini saklamıyor, emek istiyor, demiş.

Kurnaz kıkır kıkır gülmüş:

‒ Bana mı akıl veriyorsun Fındık? Ben tilkiyim, her zaman bir yolunu bulurum. Aç kalmam. Sen kendini düşün, sırtın terden sırılsıklam olmuş. Bu kadar çalışmaya ne gerek var, demiş. Sonra da tozu dumana katarak uzaklaşmış, gününü yaramazlıklarla, boş işlerle geçirmeye devam etmiş. Diğer hayvanlar da Kurnaz’ın bu halini görmüş, içlerinden “Akıbeti iyi olmaz bunun,” diye geçirmişler. Bilge Baykuş da yüksekçe bir meşe dalından olan biteni gözlemlemiş, derin bir nefes almış, “Herkes ektiğini biçer,” diye mırıldanmış.

Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler, sonunda kış kapıya dayanmış. Önce hafiften bir ayaz vurmuş ormanı. Sonra kar taneleri usul usul gökten süzülmeye başlamış. Bir gecede her yer bembeyaz bir örtüyle kaplanmış. Ayaz giderek şiddetlenmiş, dondurucu bir soğuk tüm ormanı esir almış. Ne bir meyve kalmış ağaçta ne de yerde bir tohum. Her yer bembeyaz, bomboş kalmış.

Sincap Fındık ise sıcacık yuvasında, ailesiyle birlikte keyifli günler geçiriyormuş. Yuvası, içeriden mis gibi orman kokan, duvarları yosunlarla kaplı, sıcacık bir yermiş. Deposu ağzına kadar fındık, palamut, ceviz ve kuru meyvelerle doluymuş. Her sabah uyandığında, yiyeceklerinin bolluğunu görmek içini ferahlatırmış. Çocuklarına masallar anlatır, eşiyle birlikte kışın güzelliklerini seyrederlermiş. Dışarıdaki tipi ve soğuk onları hiç etkilemezmiş. Fındık, kışın en zorlu günlerinde bile ailesinin karnını doyurmanın huzuruyla gülümsemiş.

Tilki Kurnaz için ise durum tam tersiymiş. Kışın ilk günleri, açlık onu pençesine almaya başlamış. Av bulmak imkansız hale gelmiş. Tavşanlar yuvalarına çekilmiş, kuşlar güneye göçmüş. Kurnaz, günlerdir ağzına tek lokma koyamamış. Karna zil çalmak ne kelime, adeta davullar çalmaya başlamış. Soğuktan titriyor, açlıktan takati kesiliyormuş. Kürkünün sıcaklığı bile yetmez olmuş. Birkaç kez karı eşeleyerek yiyecek aramaya kalkmış ama nafile. Bomboş ellerle, umutsuzluk içinde yuvasına dönmüş. Yuvası, kışın ayazını kesmeyen, rüzgarın uğultusunun eksik olmadığı, içini bir türlü ısıtamadığı bir oyukmuş. Günler geçtikçe Kurnaz iyice zayıflamış, gözlerinin feri sönmüş. Kendi kendine söylenmeye başlamış:

‒ Ah Kurnaz, ah! Ne diye dinlemedin o çalışkan Fındık’ı? Şimdi halin nice olacak? Açlıktan ölecek misin buralarda, demiş. İçini tarifsiz bir pişmanlık kemiriyormuş. Gururu ayaklar altına alınmış, çaresizlik içinde kıvranıyormuş. Sonunda, donmak üzereyken aklına Sincap Fındık gelmiş. Belki o yardım eder diye düşünmüş. Zira Fındık’ın ne kadar cömert ve iyi yürekli olduğunu bilmiş. Ama aynı zamanda onunla dalga geçtiği için utanmış, yüzü kızarmış.

Zayıf bacaklarıyla karların içinde bata çıka, can havliyle Fındık’ın yuvasına doğru yol almış. Kapıyı tık tık tıklatmış. Fındık, kapıyı açtığında karşısında bir deri bir kemik kalmış, perişan haldeki Kurnaz’ı görünce şaşkınlığını gizleyememiş. Kurnaz, başını yere eğmiş, sesi titreyerek konuşmuş:

‒ Fındık kardeş, beni affet. Ne olur affet beni. Ben sana hep güldüm, seninle alay ettim. Ama şimdi… Şimdi halim perişan. Açlıktan ve soğuktan ölüyorum. Ne olur bana yardım et. Bir lokma yiyecek ver, ne olur, demiş, gözlerinden yaşlar süzülmüş.

Fındık’ın içi burkulmuş. Kurnaz’ın bu halini görünce yüreği parçalanmış. Kızgınlığı bir anda geçip gitmiş, yerini acıma duygusu almış. Zira o, kimseden intikam almayı düşünmeyen, iyi kalpli bir sincapmış. Ama bir yandan da ona ders vermek istemiş. Derin bir nefes almış ve sesini alçaltarak konuşmuş:

‒ Kurnaz kardeş, ben sana ne kadar söylemiştim. Yaz günleri geçip giderken, kış hazırlığı yap diye. Sen beni dinlemedin. Şimdi bu halde olmana ben de çok üzüldüm, demiş. Sonra eklemiş: ‒ Gel içeri. Bu soğukta dışarıda kalma. Ama unutma, bu bir ders olsun sana, demiş.

Fındık, Kurnaz’ı içeri almış. Ona sıcak bir battaniye vermiş, sonra da en güzel fındıklarından, palamutlarından, kuru meyvelerinden ikram etmiş. Kurnaz, hayatında hiç bu kadar lezzetli bir yemek yemediğini düşünmüş. Utanarak ama iştahla yemiş. Fındık ve ailesi, Kurnaz’ı sıcak yuvalarında ağırlamışlar. Kurnaz, o günden sonra Fındık’ın çalışkanlığına, ileri görüşlülüğüne hayran kalmış. Her gün biraz daha iyileşmiş, güçlenmiş. Fındık’ın anlattığı masalları dinlemiş, çocuklarıyla oynamış. Kış boyunca Fındık’ın yardımseverliği sayesinde hayatta kalmış. Her gün, Fındık’a “Senin sayende yaşıyorum,” diyerek minnetini dile getirmiş. Fındık da ona, “Önemli olan ders çıkarmak, Kurnaz kardeş,” diye öğüt vermiş.

Kışın çetin günleri nihayet sona ermiş. Güneş yeniden yüzünü göstermiş, karlar erimeye başlamış. Ağaçlar tomurcuklanmış, orman yeniden hayat bulmuş. Tilki Kurnaz, o kış yaşadıklarından büyük bir ders çıkarmış. Artık eski savurgan ve tembel Tilki Kurnaz değilmiş. Her sabah erkenden kalkar, Fındık’ın yanına gelir, “Ne yapabilirim Fındık kardeş? Sana nasıl yardım edebilirim?” diye sorarmış. Fındık’la birlikte bahar temizliği yapmış, yeni yiyecekler aramaya başlamışlar. Hatta Kurnaz, yaz boyunca kendisi de küçük bir erzak deposu hazırlamış. Eski Kurnaz’dan eser kalmamış. Tüm orman sakinleri Kurnaz’ın bu değişimine şaşırmış, onu takdir etmişler. Böylece Fındık’ın cömertliği ve Kurnaz’ın aldığı ders, tüm ormana yayılmış, herkese örnek olmuş.

Gökten üç elma düşmüş. Biri anlatana, biri dinleyene, biri de bu masaldan ders alan herkese.