İçeriğe atla
🧸 Çocuk Hikayeleri

Kibritçi Kız Masalı Oku | Kibritçi Kız ve Hayallerin Işığı

11 dk okuma 02 Ağustos 2026 Masal Prensesi 🎂 6 Yaş 👁 18 okuma
Kibritçi Kız Masalı Oku | Kibritçi Kız ve Hayallerin Işığı

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken… Çok soğuk mu soğuk, tipili mi tipili bir kış gecesiymiş. Yılın son gecesi, yani Yılbaşı arifesiymiş. Hava buz kesmiş, sanki bir damdan bir dama atlayan kedi havada donup kalırmış. Ayaz öyle bir ayazmış ki, insanın iliklerine kadar işler, nefesi dahi buza kesilirmiş. Şehirdeki her evden ışıklar süzülür, camlardan sıcacık kahkahalar ve lezzetli yemek kokuları yayılırmış. Dışarıdaki soğuk, içeriye ulaşamazmış sanki. İnsanlar kalın mı kalın montlarına, yumuşacık berelerine, sıcacık eldivenlerine sarınmış, yine de titrerlermiş. İşte böyle bir gecede, yırtık mı yırtık, yamalı mı yamalı bir elbisesiyle, başı açık, ayakları çıplak, sarı saçlı minicik bir kız çocuğu, gecenin karanlığında ufacık adımlarla yürüyormuş. Sanki bir kuş tüyü gibi hafif, bir kedi yavrusu gibi ürkekmiş adımları. Ayakları morarmış, soğuktan kaskatı kesilmiş, her adımda canı yanıyormuş.

Evden çıkarken giydiği terlikler, annesinin eski, kocaman terlikleriymiş. Yolda bir araba hızla yaklaşmış, küçük kız telaşlanmış, koşmaya başlamış. İşte o sırada terliklerden biri ayağından fırlayıp kaybolmuş. Diğerini ise yoldan geçen afacan bir oğlan çocuğu alıvermiş, “İleride bir çocuğum olursa bu terliği beşik yaparım!” diye söylenerek uzaklaşmış. Zavallı küçük kızın narin ayakları, koca terlikler olmadan savunmasız kalmış, soğuk zeminde bir buz kalıbı gibi sürükleniyormuş.

Küçücük bedeni titriyor, dişleri birbirine vuruyormuş. Üzerindeki eski önlüğünün cebinde bir sürü kibrit varmış. Birkaç tanesini de titreyen ellerine almış, o minicik sesiyle kibrit satmaya çalışıyormuş. Ama kimse dönüp bakmamış bile. Gün boyu yolları arşınlamış, gecenin bu ayazında hâlâ tek bir kibrit bile satamamış. Karnı zil çalıyor, midesi kazınıyormuş. Yüzü mosmor kesilmiş, dudakları çatlamış, ama hâlâ bir umutla yürüyormuş. Belki bir kibrit satar, minicik bir kuruş kazanırmış diye düşünmüş. Etrafındaki evlerden sızan ışıklar, içerdeki neşeli sesler, sokaklara yayılan nefis hindi kızartması kokuları… Her şey ona yabancı, her şey ona uzakmış. Gönlü sızlamış, gözleri dolmuş. “Bu gece yılbaşı gecesiydi,” diye geçirmiş aklından, yüreği bir kez daha büzülmüş.

Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, yorulmuş mu yorulmuş. Minicik ayakları artık onu taşıyamaz olmuş. İki binanın arasına, kaldırımın üzerine kendini zor atmış. Bir binanın köşe duvarına iyice sokulmuş, üşüyen minicik ayaklarını altına almış, dizlerini karnına çekip ısınmaya çalışmış. Ama ne fayda! Soğuk her yerinden sızıyor, kemiklerini donduruyormuş. Yırtık elbisesinin dışarıda kalan kısımlarını da toplayıp altına almış, minicik bedenine bir parça sıcaklık vermeye uğraşmış. Eve gitmek istiyormuş ama babasının ona kızacağından çok korkuyormuş. Hiç para kazanamamış, hiç kibrit satamamış. Zaten ev dediği de buz gibi bir yermiş. Üzerinde sadece çatısı olan, duvarlarında kocaman delikler açılmış, otlarla ve naylon parçalarıyla kapatmaya çalıştıkları, soğuktan farkı olmayan bir barınakmış orası.

Küçük Kibritçi Kız içinden “Bu kadar soğukta bir tane kibrit yaksam, onun sıcaklığı ne kadar iyi olurdu!” diye geçirmiş. Artık daha fazla dayanamamış. Cebinden bir kibrit kutusu çıkarmış, titreyen elleriyle bir tane kibriti kutusundan almış. Sonra oturduğu binanın duvarına sürtmüş. Çıtır! Kibrit bir kıvılcım ile tutuşmuş, alev almış. Ne kadar da güzel yanıyormuş o minicik kibrit! O an, dünyanın en parlak, en sıcacık ışığı gibi gelmiş gözüne. Kibritin alevi, sanki küçücük bir mum gibiymiş, ama kalbini ısıtmış. Kendini bir anda, büyük mi büyük, gösterişli mi gösterişli boruları olan, pırıl pırıl yanan bir sobanın başında oturuyor gibi hissetmiş. Soba alev alev yanıyor, etrafa mis gibi odun kokusu yayılıyor, bütün odayı sıcacık ediyormuş. Küçük kız, üşüyen ayaklarını bu sobaya uzatacakmış ki, püüüf! Kibrit bir anda sönüvermiş. Soba da, o sıcaklık da, o güzel rüya da kaybolmuş. Küçük kızın elinde yanıp bitmiş, simsiyah bir kibrit çöpü kalmış, soğuk yine her yanını sarmış. Yüreği cız etmiş, gözlerinden yaşlar süzülmüş.

Küçük kız, bir kez daha umutla, titreyen parmaklarıyla bir kibrit daha yakmış. Bu sefer kendini büyük, ferah mı ferah, bembeyaz ince dantel işlemeli örtülerle süslenmiş bir masa başında bulmuş. Masanın üzerinde ne ararsan varmış: Nar gibi kızarmış, semiz mi semiz bir hindi, türlü türlü salatalar, sarmalar, dolmalar, taze sıkılmış elma ve erik suları, rengârenk meyveler, baklavalar, kadayıflar… Her şey göz kamaştırıyormuş. Karnı açlıktan guruldayan küçük kız, yutkunmuş. Tam bunlara bakakalmışken, birden o nar gibi kızarmış hindi, tabağından hop diye inmiş. Üzerindeki saplı çatal ve bıçaklarla birlikte, sanki canlıymış gibi, küçük kıza doğru gelmeye başlamış. O kadar yaklaşmış ki, küçük kız neredeyse sıcaklığını hissedecekmiş. Tam uzanıp dokunacakmış ki, püüüf! Kibrit yine söndü. Hindi de, o şahane ziyafet de bir hayal olup uçmuş gitmiş. Küçük kızın midesine açlık krampları girmiş, gözleri kararmış.

Küçük kızın yüreği burkulmuş, ama pes etmemiş. Bir kibrit kutusundan bir kibrit daha çıkarmış ve yakmış. Bu sefer kendini, pırıl pırıl parlayan, son derece güzel süslenmiş bir yılbaşı ağacının altında bulmuş. Hani şu geçen sene zengin tüccarın evinin penceresinden gördüğü süslü çam ağacından bile daha büyük, daha görkemliymiş bu ağaç. Çam ağacının yemyeşil dallarında yüzlerce, binlerce lamba yanıyor, ışıkları etrafa neşe saçıyormuş. Sanki mağazaların vitrinlerinde sergilenen en güzel oyuncaklar, en şık hediyeler ona bakıyor, ona gülümsüyormuş. Küçük kız, minicik kalbiyle, bu hediyelerin kendisine ait olduğunu hissetmiş. Tam elini yukarı doğru kaldırıp, o parlak, o güzel hediyelerden birine dokunacakmış ki, püüüf! Kibrit çöpü yine söndü. Bütün o ışıklar, o neşe, o hediyeler de bir anda karanlıkta kaybolmuş. Küçücük omuzları çökmüş, gözlerinden yaşlar sel olup akmış.

Bu sırada yukarı doğru kaldırdığı elini indirirken, gökyüzünden bir yıldızın kaydığını görmüş. Yıldız, gökyüzünde sanki pırıl pırıl bir çizgi bırakmış gibi bir izle kaybolmuş. Küçük Kibritçi Kız, “Şimdi birisi ölüyor,” diye fısıldamış. Çünkü hayatta iken kendisine çok merhametli, çok iyi davranan, pamuk kalpli tek insan olan büyükannesi ona demiş ki: “Ne zaman gökyüzünden bir yıldız kaysa, ölen birinin ruhu gökyüzüne yükseliyor demektir.” Bu düşünceyle yüreği daha da sızlamış. O an, büyükannesinin o şefkatli yüzünü, o sıcacık kucaklamasını ne kadar da özlemişmiş!

Dayanamamış, titreyen elleriyle son bir umutla, bir kibrit daha yakmış. Kibritin yanmasıyla birlikte etraf yine parlak mı parlak bir ışıkla aydınlanmış. Bu aydınlıkta, o çok sevdiği, nur yüzlü, sevimli mi sevimli büyükannesi karşısına gelmiş. Büyükannesinin yüzü melekler gibi parlıyor, gözleri şefkatle bakıyormuş. Küçük kız bunu görünce, bütün acılarını unutup, “Büyükanne!” diye çığlık atmış. İçindeki tüm özlem, tüm hasret bu tek kelimeye sığmış. Gözyaşları yanaklarından süzülmüş ama bu sefer sevinçtenmiş.

‒ Beni de al yanına! demiş küçük kız, sesi titreyerek. ‒ Biliyorum kibrit sönünce sen de kaybolacaksın. Sıcacık soba nasıl kaybolduysa, o nefis hindi kızartması ve o güzel süslü yılbaşı ağacı nasıl kaybolduysa sen de kaybolacaksın. Lütfen beni de yanına al! Beni bu soğukta, bu karanlıkta yapayalnız bırakma! demiş, gözlerinden yaşlar sicim gibi akıyormuş.

Sonra ise Büyükannesi’nin kaybolmaması için, kibrit kutusunda ne kadar kibrit varsa, onları peş peşe yakmaya başlamış. Bir, iki, üç… Bütün kibritler birden alev almış. Kibritler öyle parlak yanmışlar ki, sanki her yer gündüz olmuş gibi aydınlanmış. Büyükannesi, küçük kızın gözüne hiç bu kadar güzel, bu kadar genç, bu kadar pırıl pırıl görünmemişmiş sanki. Büyükannesi, pamuk gibi kollarıyla küçük kibritçi kızı kucaklamış. Minicik kız, büyükannesinin sıcacık kollarında kendini hiç bu kadar güvende hissetmemişmiş. İkisi birlikte, o parlak ışıkların içinde, pırıl pırıl parlayan gökyüzüne doğru, mutlulukla yükselmişler. Sanki kanatlanmışlar da masmavi gökyüzüne doğru uçmuşlar. Ne soğuk kalmış, ne açlık, ne de keder. Her şey geride kalmış, onlar sonsuz bir huzura ermişler.

Sabahın erken saatlerinden itibaren, yeni bir yıla uyanan insanlar sokaklara çıkmaya başlamışlar. Küçük kibritçi kızı, iki binanın köşesinde, buz gibi kaldırımda, oturur vaziyette görmüşler. Yüzünde garip bir gülümseme varmış, sanki rüyasında cenneti görmüş gibi. Önünde ise bir top yanmış kibrit çöpü duruyormuş. Herkes, “Herhalde ısınmak için yakmıştır zavallı kızcağız,” diye söylenmiş. Ama hiçbiri, o küçük kızın o soğuk, o acımasız gecede ne kadar güzel düşler gördüğünü, son anlarında büyükannesinin şefkatli kollarına nasıl sığındığını bilememiş. Gökten üç elma düşmüş; biri anlatana, biri dinleyene, biri de tüm dünyanın kalplerine şefkat tohumları ekmek isteyenlere… Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.