Şehrazat Masalı Oku | Şehrazat’ın Bilge Fısıltıları
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken, uzak diyarlarda, Hindistan ile Çin arasında hüküm süren kudretli bir padişah varmış. Bu padişahın adı Şehriyar’mış. Şehriyar, ülkesini kardeşi Şahzaman ile birlikte yönetirmiş. Gönlü pek hoşnut, devleti pek mamurmuş. Lakin bir gün, her iki padişah da eşlerinin ihanetine uğramış. Bu acı olay, yüreklerine öyle bir kor düşürmüş ki, dünyadaki bütün kadınların sadakatsiz olduğuna inanmışlar. Özellikle Padişah Şehriyar, bu derdin pençesine düşmüş, aklı başından gitmiş, kalbine derin bir kin tohumu ekilmiş. Öyle ki, her gün yeni bir genç kızla evlenir, geceyi onunla geçirir, şafak sökmeden de cellatlarına boynunu vurdururmuş. Ülkenin dört bir yanından yükselen ağıtlar, sarayın kulelerine kadar ulaşırmış. Halkın yüreği pır pır atar, her ana kızının başına geleceklerden korkarmış. Sarayda neşe kalmamış, kuşlar bile ötmez olmuş. Herkes, bu acımasız kadere boyun eğmişmiş, ta ki bilge vezirin akıllı kızı Şehrazat sahneye çıkana dek.
Şehrazat, babasının veziri olduğu için saraydaki bu kara düzeni yakından görmüş, duymuş ve içten içe derin bir üzüntü duymuş. Genç, güzel ve okumuş, bilgili bir kızmış Şehrazat. Sadece kitaplar değil, hayatın kendisi de onun için açık bir deftermiş. Yüreğinde kocaman bir cesaret ateşi yanıyormuş. Bir gün sıranın kendisine geleceğini bile bile, bu gidişata dur demeye karar vermiş. Kız kardeşi Dünyazat ile göz göze gelmiş, ona da bu korkunç döngüyü kırması gerektiğini fısıldamış. Dünyazat, ablasının bu deli cesaretine önce şaşırmış, sonra onunla birlikte bu zorlu yola çıkmaya ant içmiş. Şehrazat, babasının yanına varmış, kararlı gözlerle ona bakmış.
‒ Canım babacığım, demiş Şehrazat, bu gidişata bir son vermem gerek. Padişahın yüreğindeki bu kederi dindirmek, ülkedeki tüm kadınların canını kurtarmak için kendimi feda etmeye hazırım.
Vezir, kızının bu sözleri karşısında beyninden vurulmuşa dönmüş. Gözleri dolmuş, yüreği pırpır çarpmış. Nasıl olur da biricik kızını ölüme göndermeye razı olurmuş? Dizleri titremeye başlamış, sesi zar zor çıkmış:
‒ Kuzum, canım kızım, sen ne söylersin? Bu yol çıkmaz sokak, bu yol ölüm yolu. Vazgeç bu sevdadan, bırak bu işi! Padişahın gazabı dağları devirir, rüzgârları susturur. Sen daha gençsin, ömrünün baharındasın. Nasıl kıyarım sana?
Şehrazat, babasının ellerini avuçlarına almış, gözlerinin içine bakmış. Gözlerinde ne bir korku ne de bir tereddüt varmış, sadece kararlılık ve merhamet ışıldamış:
‒ Babacığım, demiş, korkma. Allah’ın izniyle bu işi başaracağım. Padişahın kalbindeki buzları eritip, onu adil bir hükümdar yapacağım. Bana güven. Yeter ki sen beni Padişah’a eş olarak öner.
Vezir, kızının bu bilgece duruşu karşısında çaresiz kalmış. İçine bir kurt düşse de, Şehrazat’ın gözlerindeki azme direnememiş. Ağır adımlarla Padişah Şehriyar’ın huzuruna çıkmış ve kızını Padişah’a sunmuş. Padişah Şehriyar, vezirin bu beklenmedik teklifi karşısında şaşırmış. Vezirin kızının kaderini bildiğini düşünerek önce bir tereddüt etmiş, lakin Şehrazat’ın güzelliği ve babasının ısrarı karşısında razı olmuş.
Böylece Şehrazat, sarayın o ürkütücü odasına gelin olarak girmiş. Yatağa uzanmış, Padişah Şehriyar’ın gözlerinde gördüğü o karanlık ifadeyi silmeye ant içmiş. Gece ilerlemiş, uyku kimsenin gözüne girmemiş. Şehrazat, incecik bir sesle Padişah’a dönmüş:
‒ Ey yüce Padişahım, demiş, ölmeden evvel bir ricam var. Kız kardeşim Dünyazat’ı çağırabilir miyiz? O benimle vedalaşmak ister, belki de bana son bir masal anlatır.
Padişah, Şehrazat’ın bu isteğine şaşırmış ama kabul etmiş. Az sonra Dünyazat gelmiş, ablasının yanına oturmuş. Şehrazat, kız kardeşine göz kırpmış ve Dünyazat başlamış anlatmaya. Ama masalı asıl anlatan Şehrazat’mış. O gece, Binbir Gece Masalları’nın ilk kıvılcımı çakmış. Şehrazat, öyle bir masal anlatmaya başlamış ki, Padişah Şehriyar adeta büyülenmiş. Her kelimesi inci gibi dizilmiş, her cümlesi gönüllere su serpermiş. Masal öyle bir yerde bitmiş ki, Padişah’ın merakı kursağında kalmış. Şafak sökmeye başlamış, horozlar ötmeye başlamışlar. Şehrazat, masalı en heyecanlı yerinde kesmiş:
‒ Ey yüce Padişahım, demiş, gündüz masal anlatılmaz. Eğer isterseniz, bu masalın devamını ve nice diğer masalları yarın gece anlatırım.
Padişah Şehriyar, şaşkınlıktan donup kalmış. Bugüne dek hiçbir kadın onu bu denli etkilememiş, hiçbir söz bu denli merak uyandırmamışmış. Masalın sonunu öğrenmek için Şehrazat’ın idamını bir gün ertelemiş. İşte böylece, ilk gece geçmiş. İkinci gece gelmiş, Şehrazat masalına kaldığı yerden devam etmiş, sonra yine en tatlı yerinde kesmiş. Padişah, yine merak içinde kalmış ve idamı bir gün daha ertelemiş. Bu durum böylece devam etmiş, gitmiş. Günler haftaları, haftalar ayları kovalamış. Padişah, Şehrazat’ın her gece anlattığı masallarla bambaşka dünyalara dalmış. Kralların, cömert tüccarların, sihirli cinlerin, uçan halıların, konuşan kuşların, kayıp şehirlerin maceralarını dinlemiş. Her masalın sonunda, kalbindeki kin ateşi bir nebze olsun sönmüş, yerine merak ve hayranlık tohumları ekilmiş. Şehrazat, bir masalı bitirir bitirmez, yeni bir masalın kapısını aralarmış. Öyle ki, Padişah’ın aklını başından almış, onu bir masal sarhoşluğuna düşürmüş. Her gece yeni bir umutla, yeni bir beklentiyle yatağına girermiş.
Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler, tam bin bir gece geçmiş. Şehrazat’ın bilgece fısıltıları, Padişah’ın gönlündeki kara bulutları dağıtmış, yerine pırıl pırıl bir güneş doğurmuş. Bu bin bir gecelik uzun yolculukta, Şehrazat Padişah’a üç semiz mi semiz, canım mı canım erkek evlat dünyaya getirmiş. Padişah Şehriyar, artık o eski zalim hükümdardan eser kalmamış. Gözlerinde sevgi, kalbinde merhamet yeşermiş. Bir gün, Şehrazat’ın masalı biter bitmez, gözleri dolu dolu Padişah ona dönmüş:
‒ Ey benim bilge Şehrazat’ım, demiş, tam bin bir gece oldu. Senin anlattığın masallar sadece benim aklımı değil, kalbimi de değiştirdi. Artık biliyorum ki, dünya kadınları arasında sadakatsiz olanlar olduğu gibi, senin gibi bilge ve sadık olanlar da varmış. Seninle geçirdiğim bu bin bir gecede, sadece masallar dinlemedim, aynı zamanda adaleti, sevgiyi ve merhameti yeniden öğrendim. Seni ve evlatlarımızı ömrüm boyunca başımın üstünde taşıyacağım. Artık ne bir kadının canına kıyarım, ne de gönlünü kırarım.
Şehrazat, Padişah’ın bu samimi sözleri karşısında gözyaşlarına boğulmuş. Yıllardır taşıdığı yük omuzlarından kalkmış, kalbi kuş gibi hafiflemiş. Padişah Şehriyar, ülkesini yeniden mamur etmiş, adaletiyle nam salmış. Şehrazat, sadece kendi canını değil, ülkedeki tüm kadınların canını kurtarmış, Padişah’ın kalbini aydınlatmış. Binbir Gece Masalları, böylece dilden dile, nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar ulaşmış.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş; biri anlatanın, biri dinleyenin, biri de tüm iyilikseverlerin başına.