Şirinler Oku: Sıcaklarda Tuzağa Düşen Şirinler
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken uzak diyarlardaki yemyeşil bir ormanın derinliklerinde, mantardan evleri olan şirin mi şirin bir köy varmış. Bu köyde yaşayan minicik, mavi mi mavi Şirinler, neşe içinde yaşar dururlarmış. Lakin o yaz, mevsim normalinden de sıcak geçmişmiş. Güneş tepeden öyle bir vurmuş ki, şirinler bile sıcaktan bunalmışlar, kavrulmuşlar. Şirinler sıcaktan perişan bir halde, her biri kendi mantar evinin gölgeliğine sığınmış, serin bir esinti bekliyormuş. Sakar Şirin her zamanki gibi bir kova suyu devirmiş, ama bu sefer serinlemek yerine daha da yapış yapış olmuş. Güçlü Şirin bile ağırlık kaldırmayı bırakmış, bir ağacın altına uzanmış, harıl harıl terliyormuş. Bilgiç Şirin, elindeki kitapları bir kenara bırakmış, sıcağın matematiksel etkilerini hesaplamak yerine, sadece serin bir yer hayal ediyormuş.
Şirin Baba, endişeyle etrafına bakmış. Minicik evlerin pencereleri kapalıymış, cıvıl cıvıl sesler kesilmiş, köy sessizliğe bürünmüşmüş. Şirinler, o kadar sıcakmış ki, oyun oynamayı, şarkı söylemeyi bile unutmuşlar. Sıcaktan dilleri dışarı sarkmış, nefesleri daralmışmış. Şirin Baba, bu durumu görerek derin bir iç çekmiş. “Bu sıcaklar böyle devam ederse, şirinlerimin neşesi hepten kaçacak!” diye düşünmüş. Ama ne yapacağını bilememiş. Büyü kitaplarını karıştırmış, serinletici bir iksir aramış, ama bulamamış.
Bu sırada, köyden çok da uzak olmayan, karanlık bir kulübede yaşayan kötü kalpli büyücü Gargamel, yardımcısı kedisi Azman ile birlikte pencereden Şirinler köyünü dikizliyormuş. Güneşin yakıcı ışıkları, Gargamel’in zaten çatık olan kaşlarını daha da çatmış, sinirini iyice bozmuşmuş. Lakin Şirinlerin perişan halini görünce yüzünde sinsi bir gülümseme belirmiş. “Aha, Azman! İşte beklediğim fırsat!” demiş, ellerini ovuşturarak. “Bu şirinler sıcaktan eriyip bitiyorlar. Serinlemek için her şeyi yapacaklardır!” Azman, miyavlayarak onu onaylamış. Gargamel, şirinleri yakalamak için türlü türlü planlar kurmuş, ama çoğu zaman Şirin Baba’nın zekasına yenik düşmüşmüş. Bu sefer farklı olmalıymış.
Gargamel, kazanını yakmış, içine garip otlar atmış, büyü kitabını açmış ve mırıl mırıl büyüler okumaya başlamış. Amacı, şirinlerin karşı koyamayacağı, göz alıcı bir tuzak kurmakmış. “Öyle bir yer yapmalıyım ki, buz gibi suyuyla, serin esintisiyle onları kendine çeksin!” diye düşünmüş. Saatler boyu uğraşmış, ter dökmüş, en sonunda kulübesinin dışına, Şirinler köyüne yakın bir açıklığa sihirli bir gölet inşa etmiş. Bu gölet, pırıl pırıl parlıyormuş, suyu berrak mı berrak görünüyormuş ve etrafından buz gibi bir esinti yayılıyormuş. Hatta küçük şelaleler bile varmış gibi duruyormuş. Sanki cennetten bir köşeymiş bu gölet. Lakin aslında, bu göletin suyu, değenleri sımsıkı saran, yapış yapış bir balçığa dönüşecekmiş.
Birkaç minik Şirin, sıcaktan kavrulmuş bir vaziyette orman yolunda gezinirken, birdenbire o muhteşem göleti fark etmişler. Önce gözlerine inanamamışlar. “Aman Allah’ım! Bu da ne böyle?” demiş Şakacı Şirin, gözlerini ovuşturarak. “Buz gibi bir gölet! Rüya mı görüyorum ben?” Uykucu Şirin bile uykusundan uyanmış, gözlerini kocaman açmış. “Ooooh, ne serin bir yer!” diye mırıldanmış, istemsizce gölete doğru adım atmış. Şirinler, birbirlerine bakmışlar, şaşkınlıkları yüzlerinden okunuyormuş. Normalde bu kadar güzel ve yeni bir şeye şüpheyle yaklaşmaları gerekirmiş, ama sıcağın rehaveti akıllarını başlarından almışmış.
“Ama bu biraz şüpheli değil mi?” demiş Bilgiç Şirin, temkinli davranmaya çalışarak. “Şirin Baba’ya haber vermeden gitsek mi?” Lakin diğer şirinler, sıcağın etkisiyle Bilgiç Şirin’i dinlememişler. “Ne şüphesi canım! Belki de doğa bize bir lütuf göndermiştir!” demiş Güçlü Şirin, sabırsızlıkla. “Hadi, daha ne bekliyoruz? İçine atlayalım da serinleyelim!” Ve o an, tüm şirinler, sanki bir mıknatıs tarafından çekilmiş gibi, buz gibi görünen gölete doğru koşmaya başlamışlar. Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler, en sonunda göletin kıyısına varmışlar. İçine dalmak için can atmışlar.
Tek tek, birer birer suya atlamışlar. İlk başta su gerçekten buz gibi gelmiş. Şirinler neşeyle kahkahalar atmışlar, su sıçratmışlar. “Ohh, ne güzelmiş!” demiş her biri, keyif içinde. Lakin çok geçmeden, suyun dokusu değişmeye başlamış. Berrak su, yavaş yavaş koyu, yapış yapış bir balçığa dönüşmüş. Şirinler çırpındıkça, balçık onları daha da sıkı sarmış. Ayakları dibe batmış, kolları hareket edemez olmuş. “Yardım edin! Bu da ne böyle!” diye bağırmış Şirinler, korkuyla. İşte o an, Gargamel kulübesinden fırlamış, kahkahalar atarak göletin başına gelmiş. “Hahaha! Aptal şirinler! Tuzağıma düştünüz işte!” demiş, sinsi bir gülümsemeyle. Şirinler, çaresizce balçığın içinde debelenip durmuşlar, gözlerinde korku belirmiş.
Şirin Baba, Şirinler köyünün boşaldığını fark edince telaşa kapılmış. “Neredeler benim yavrularım?” diye mırıldanmış, kalbi sıkışmış. Çevrede bir iz aramış, sonunda taze şirin ayak izlerini bulmuş ve izleri takip etmeye başlamış. Ormanın derinliklerinde ilerlerken, uzaktan gelen kısık çığlık sesleri duymuş. Bu sesler, Şirin Baba’nın içindeki endişeyi daha da artırmış. Adımlarını hızlandırmış, gençliğindeki çevikliğiyle ağaçların arasından hızla geçmiş. En sonunda, Gargamel’in kahkahalarıyla karışık şirin çığlıklarının geldiği o açıklığa varmış. Gördüğü manzara karşısında donup kalmış. Şirinleri, yapış yapış bir balçığın içinde, çaresizce debelenirken görmüş.
“Gargamel! Ne yaptın yavrularıma!” diye kükremiş Şirin Baba, öfkeyle. Gargamel, Şirin Baba’yı görünce şaşırmış, ama hemen sinsi gülümsemesini takınmış. “Ah, Şirin Baba! Tam da seni bekliyordum! Şimdi tüm şirinler benim olacak!” demiş. Şirin Baba, hiç vakit kaybetmeden asasını kaldırmış, büyü kitabından öğrendiği en etkili büyülerden birini mırıldanmaya başlamış. Bu, sadece serinletmekle kalmayıp, aynı zamanda sahte olanı gerçek olandan ayırabilecek, buz gibi bir ayaz büyüsüymüş. Havadaki nemi bir anda dondurmuş, göletin üzerinde incecik bir buz tabakası oluşturmuş.
Gargamel, “Ne yapıyorsun sen, yaşlı Şirin!” diye bağırmış, Şirin Baba’nın büyüsüne engel olmaya çalışmış. Ancak Şirin Baba’nın büyüsü çoktan etkisini göstermeye başlamışmış. Buz gibi ayaz, balçığın yapışkanlığını kırmaya başlamış. Balçık, donarak parçalara ayrılmış. Şirinler, buz gibi suya değince titremeye başlamışlar, ama aynı zamanda üzerlerindeki balçığın çözüldüğünü fark etmişler. Şirin Baba, büyüsünü hızlandırmış. Göletin üzerindeki buz kırılmış, balçık parçaları suyun dibine çökmüş ve şirinler birer birer serbest kalmışlar. Üşümüşler ama kurtulmuşlar.
Gargamel, planının suya düşmesine çok sinirlenmiş. “Lanet olsun! Yine mi sen, Şirin Baba!” diye homurdanmış. Şirin Baba, son bir güçlü ayaz büyüsüyle Gargamel’i buz gibi bir rüzgarın içine hapsetmiş. Gargamel, dişleri takırdayarak, titreyerek kulübesine doğru kaçmış. Azman da kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp efendisinin peşinden gitmiş. Şirin Baba, buz gibi olmuş şirinleri bir bir sudan çıkarmış, onları sıcacık sarmalamış. Hep birlikte Şirinler köyüne geri dönmüşler. Şirin Baba, onlara sıcak çorbalar yapmış, ateş yakmış ve üşüyen yavrularını ısıtmış. Şirinler, bir kez daha Şirin Baba’nın bilgeliği ve sevgisi sayesinde büyük bir tehlikeden kurtulmuşlar.
O günden sonra, Şirinler sıcak havalarda serinlemek için bilinmeyen yerlere gitmeden önce iki kere düşünür olmuşlar. Köyün etrafında Şirin Baba’nın yaptığı güvenli ve serinletici göletlerde oynamışlar. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş; biri anlatanın, biri dinleyenin, biri de tüm iyiliksever Şirinler ile bilgelik arayan herkesin başına düşmüş.