Masal Oku | Uzun Masal Oku | Uykusuz Tilki ile Bilge Prenses
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken, uzak diyarların birinde, yemyeşil ormanların derinliklerinde, Kırmızı Tilki adında, semiz mi semiz, zeki mi zeki bir tilki yaşarmış. Gel gör ki bu Kırmızı Tilki’nin büyük bir derdi varmış: Bir türlü uykuya dalamıyormuş. Geceler boyu dönmüş durmuş yatağında, gözüne bir damla uyku girmemiş. Sabahları yorgun argın kalkar, suratı asık, gözleri kan çanağına dönmüş gezermiş ormanda. Eskiden neşeli mi neşeli olan bu tilki, uykusuzluktan mızmız, huysuz bir yaratık oluvermiş. Ormandaki diğer hayvanlar bile Kırmızı Tilki’nin bu haline şaşırmış kalmışlar, onunla konuşmaya çekinir olmuşlar.
Kırmızı Tilki’nin bu hali, tüm ormana yayılmış, hatta krallığın kulağına kadar gitmiş. Zira Kırmızı Tilki, o diyarın en bilge hayvanlarından biriymiş ve onun dinginliği, ormanın huzurunun bir simgesiymiş adeta. Kralımız, akıllı mı akıllı, iyi kalpli mi iyi kalpli biriymiş. Kırmızı Tilki’nin derdini öğrenince çok üzülmüş. “Bu bilge tilkiye yardım etmeli!” diye düşünmüş. Hemen tellallarına emir vermiş: “Kim Kırmızı Tilki’yi uyutursa, ona büyük bir ödül ve krallık nişanı verilecektir!” diye dört bir yana ilan ettirmiş.
Bu ilan üzerine, dünyanın dört bir yanından, akla gelebilecek her türlü hayvan, hatta bazı insanlar bile Kırmızı Tilki’yi uyutmak için sıraya girmişler. İlk gelen, Bilge Baykuş olmuş. Gözlüklerini takmış, ağır ağır Kırmızı Tilki’nin yanına oturmuş. “Sevgili Tilki Kardeş,” demiş, “Uykunun gelmesi için zihnini boşaltmalısın. Şimdi benimle birlikte otları saymaya başla: Bir ot, iki ot, üç ot…” Baykuş sabırla otları saymış durmuş. Ama ne fayda! Kırmızı Tilki’nin gözleri fal taşı gibi açık kalmış, bir türlü kapanmamış. “Baykuş Kardeş,” demiş tilki esneyerek, “Senin sesin bile bana uyku getireceğine, daha çok düşündürüyor beni. Otlar hiç bitmeyecek gibi!” diye söylenmiş. Baykuş üzgünce oradan ayrılmış.
Ardından Neşeli Tavşan gelmiş. “Tilki Kardeş,” demiş, “Belki de yeterince yorulmuyorsundur! Hadi gel, biraz oynayalım, koşturalım!” Tavşan zıpır zıpır zıplayıp durmuş, tilkiyi de peşinden koşturmuş. Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler, sonunda tilkinin dili bir karış dışarı çıkmış, yorgunluktan bitap düşmüş. Ama ne çare! Yatağına uzandığında kalbi küt küt atmış, uykusu yine gelmemiş. “Tavşan Kardeş,” demiş tilki nefes nefese, “Benim derdim yorgunluk değil, dinlenememek!” diye mırıldanmış. Tavşan da çaresizce boynunu bükmüş.
Daha sonra Koca Ayı gelmiş. “Benim gibi koca bir ayı uyuyamıyorsa bu ormanda kimse uyuyamaz!” diye kükremiş. Kırmızı Tilki’yi sıcacık, yumuşacık postuna sarıp sarmalamış. Sonra da öyle horlamış ki, orman inlemiş Ayı’nın horultusundan. Kırmızı Tilki, Ayı’nın kaba horultusundan değil uyumak, daha çok uykusu kaçmış. Kulaklarını tıkamış, gözlerini sıkmış ama nafile. Ayı’nın horlaması kulaklarını tırmalamış. “Koca Ayı,” demiş tilki güçlükle, “Senin bu horultunla uykum açıldı iyice!” demiş. Ayı da mahcup bir şekilde başını öne eğmiş.
Günler günleri kovalamış, haftalar haftaları. Krallığın dört bir yanından gelen nice bilge, nice hünerli canlı, tilkiyi uyutmak için türlü yollar denemiş. Kimi en güzel masallarını anlatmış, kimi en tatlı şarkılarını söylemiş, kimi ise en lezzetli otlardan çaylar demlemiş. Ama Kırmızı Tilki’nin gözleri bir türlü kapanmamış. Artık umudunu kesmiş, kaderine razı olmuş. Orman halkı da şaşkınlık içinde, “Bu tilki hiç mi uyumayacak?” diye fısıldaşır olmuş.
İşte tam bu sırada, kralın güzeller güzeli, bilge mi bilge kızı Prenses İnci çıkagelmiş. Prenses İnci, diğerleri gibi hemen aceleci davranmamış. Önce Kırmızı Tilki’yi uzaktan uzun uzun izlemiş. Onun gözlerindeki yorgunluğu, ruhundaki sıkıntıyı, yalnızlığını anlamaya çalışmış. Tilki’nin gözlerinin derinliklerindeki çaresizliği görmüş. Diğerlerinin aksine, onu zorlamak yerine anlamaya yönelmiş. Yavaş adımlarla tilkiye yaklaşmış. Yüzünde şefkatli bir gülümseme varmış. Kırmızı Tilki, Prenses’in geldiğini görünce şaşırmış, çünkü diğerlerinin denediği her şey boşa çıkınca, artık kimsenin gelmeyeceğini sanmış.
Prenses İnci, Kırmızı Tilki’nin yanına usulca oturmuş. “Sevgili Kırmızı Tilki,” demiş, sesi bir dere şırıltısı kadar sakin, bir rüzgar fısıltısı kadar yumuşakmış, “Biliyorum çok yorgunsun. Ama uykunun gelmesi için önce ruhunun dinlenmesi gerek. Ben sana ne masal anlatacağım, ne şarkı söyleyeceğim, ne de yorgunluktan bitap düşüreceğim. Sadece yanında olacağım.” demiş. Sonra elini uzatmış, Kırmızı Tilki’nin alnını şefkatle okşamış. Tilki, bu dokunuşun sıcaklığına şaşırmış. İlk kez böyle bir yakınlık görmüş.
Prenses İnci, Kırmızı Tilki’nin başını dizine yatırmış. Sonra da hafifçe mırıldanmaya başlamış. Bu, bildiğimiz ninnilerden değilmiş. Bu, ormanın kendi sesiymiş adeta. Rüzgarın yapraklar arasındaki hışırtısını taklit etmiş, dere suyunun taşlara vuruşunu, uzaklardan gelen kuş seslerini, sonra da o sesleri bir ahenk içinde birleştirmiş. Sanki tüm orman, Kırmızı Tilki için bir ninni fısıldıyormuş kulaklarına. Prenses İnci’nin sesi, tilkinin kulaklarında bir şifa gibi yayılmış, her bir hücreye işlemiş. Tilki, uzun zamandır hissetmediği bir huzuru iliklerine kadar hissetmiş. Göz kapakları ağırlaşmaya başlamış, o yorgunluk aniden tatlı bir gevşemeye dönüşmüş.
Kırmızı Tilki, yavaş yavaş gözlerini kapamış. İlk başta direnmeye çalışmış, sanki uykunun kendisini bir daha terk edeceğinden korkmuş. Ama Prenses İnci’nin şefkatli dokunuşları ve dingin sesi, tüm korkularını silip süpürmüş. Bir süre sonra derin bir nefes almış ve huzur içinde uykuya dalmış. Uzun zamandır ilk kez, Kırmızı Tilki’nin yorgun bedeni dinlenmeye kavuşmuş. Ağzından derin, düzenli nefesler çıkmış. Gözlerinin altındaki morluklar silinmiş, yüzüne tatlı bir tebessüm yayılmış. Tüm orman, bu anı sessizce seyretmiş. Sanki nefeslerini tutmuşlar, Kırmızı Tilki’nin uyanmasından korkmuşlar. Prenses İnci ise tilkinin başını dizinde tutmaya devam etmiş, sabırla, şefkatle.
Kral, kızının bu başarısını görünce gözleri yaşarmış. Prenses İnci, Kırmızı Tilki’yi uyutmakla kalmamış, aynı zamanda tüm krallığa şefkatin ve anlayışın gücünü göstermiş. Kırmızı Tilki, saatler boyu mışıl mışıl uyumuş. Uyandığında kendini zinde, neşeli ve dipdiri hissetmiş. Uzun zamandır ilk kez karnı zil çalmıyormuş, tam tersine içi huzurla doluymuş. Prenses İnci’ye teşekkür etmek için onun elini yalamış, kuyruğunu sallamış. Tüm orman halkı, Prenses İnci’yi alkışlarla kutlamış. Kral, kızına en büyük krallık nişanını takdim etmiş ve Prenses İnci’nin bilge kalbi, tüm diyarlara nam salmış.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş: Biri Prenses İnci’nin şefkatli kalbine, biri Kırmızı Tilki’nin dinlenmiş ruhuna, diğeri de bu masalı dinleyen iyi kalpli herkese.