İçeriğe atla
🌙 Uyku Masalları

Masal Oku | Masallar Oku | Sürüden Ayrılan Minik Kuzu Pamuk

8 dk okuma 28 Temmuz 2026 Masal Prensesi 🎂 3 Yaş 👁 22 okuma
Masal Oku | Masallar Oku | Sürüden Ayrılan Minik Kuzu Pamuk

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, uzak diyarların yemyeşil mi yemyeşil ovalarında, yüksek dağların eteklerinde, gürül gürül akan bir derenin kenarında, semiz mi semiz bir koyun sürüsü yaşarmış. Bu sürünün başında, akıllı mı akıllı, tecrübeli mi tecrübeli, bilge bir Ana Koyun varmış. Onun küçücük, bembeyaz tüyleriyle bir pamuk yumağını andıran, yaramaz mı yaramaz, meraklı mı meraklı bir de yavrusu varmış: Adı Pamuk’muş. Pamuk, her sabah annesinin peşinden otlaklara gider, güneşin altında oynaşır dururmuş. Ancak minik yüreği, bu tanıdık dünyanın ötesindeki bilinmezliklere karşı büyük bir merak beslermiş. Gözleri hep uzaklara, ormanın derinliklerine, dağların arkasına kayarmış. O bildik otlaklar ona bir zaman sonra dar gelmeye başlamış, sanki daha büyük maceralar onu bekliyormuş gibi hissetmiş. İçinde tarifi zor bir kıpırtı varmış. Her gün aynı dere kenarında su içmek, aynı tepelerde otlamak ona yetersiz gelmiş, daha fazlasını görmek istemiş.

Ana Koyun, yavrusunun bu meraklı hallerini fark etmiş, onun gözlerindeki o parıltıyı görmüş. Bir gün, güneş batarken, kızıl ışıklar tüm ovayı altın rengine boyamışken, Pamuk’u yanına çağırmış.

— Yavrucuğum Pamuk, demiş şefkatle, — Gözlerin hep uzaklara dalıp gidiyor, sanki bu otlaklar sana dar gelmiş gibi. Ama unutma ki, sürünün bir arada kalması bizim en büyük gücümüzdür. Tek başına, bu uçsuz bucaksız kırlar, bilmediğin nice tehlikelerle doludur. Kurtlar, çakallar, her köşede pusu kurmuş bekler. Ailenden ayrılmak, kendini büyük bir riske atmak demektir.

Pamuk, annesini dinlemiş dinlemesine ama gençlik işte, kulaklarından girip birinden çıkmış gibi olmuş. Yüreğindeki o macera ateşi sönmek bilmemiş. Annesinin sözleri, o an ona sadece gereksiz birer uyarı gibi gelmiş. Oysa Ana Koyun’un her kelimesi, tecrübeyle yoğrulmuş, sevgiyle söylenmişmiş. Pamuk, annesinin kaygı dolu bakışlarına karşın, kendi kendine bir söz vermiş: Bir fırsatını bulduğunda, o uzak tepelerin ardını, ormanın derinliklerini mutlaka görecekmiş.

Bir sabah, güneş daha yeni yeni dağların ardından başını uzatmış, ortalığı aydınlatmaya başlamışken, Çoban Ali Amca ile sürü köpekleri uykuya dalmışmış. Sürü de otlamaya yeni başlamış, herkes kendi halinde yemyeşil otlarla karınlarını doyurmaya çalışıyormuş. İşte tam bu sırada, Pamuk’un içinde bir fısıltı yükselmiş: “Tam zamanı!” Yüreği pır pır atmış, heyecandan küçük bacakları titremeye başlamış. Kimseye belli etmeden, yavaşça sürünün kenarına doğru kaymış. İlk başta birkaç adım atmış, sonra cesaretini toplamış, arkasına bile bakmadan koşmaya başlamış.

Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Bir de bakmış ki, sürüyü epeyce geride bırakmış. Artık annesinin sesini, arkadaşlarının melemelerini duyamıyormuş. Ama bu durum onu korkutmak yerine, daha da heyecanlandırmış. Gözleri parlamış, burnuna yeni yeni kokular gelmiş. Daha önce hiç görmediği çeşit çeşit çiçekler, rengarenk kelebekler, cıvıl cıvıl öten kuşlar onu büyülemiş. Bir ağacın dibinde, pırıl pırıl parlayan, billur gibi bir su birikintisi görmüş. Eğilmiş, kana kana su içmiş. Etrafına bakmış, her yer masal diyarı gibiymiş. Yemyeşil ağaçlar gökyüzüne doğru uzanmış, kuş sesleri birbirine karışmış, mis gibi toprak kokusu burnuna dolmuş. Her adımında yeni bir keşif yapmış. Bu özgürlük hissi, onu sarhoş etmiş.

Ancak güneş tepeye çıkıp da öğle vakti gelince, küçük Pamuk’un karnına zil çalmaya başlamış. Etrafına bakınmış, ama bildiği otlardan eser yokmuş. Her yer yabancı otlarla doluymuş. Bir de susuzluk başlamış, o az önceki billur su birikintisi de gözden kaybolmuşmuş. Yorgun argın, bir çalılığın dibine çökmüş. O sırada uzaktan, daha önce hiç duymadığı korkutucu bir ses gelmiş: “Uuuuuuu!” Pamuk’un tüyleri diken diken olmuş, kalbi gümbür gümbür atmış. Gözlerini dört açmış, etrafına bakmış. Bir gölge belirmiş ağaçların arasında, hızla hareket etmiş.

Bu ses, Ana Koyun’un bahsettiği tehlikelerden biri olmalıymış. Pamuk korkudan tir tir titremeye başlamış. Yüreği ağzına gelmiş. Annesinin sözleri bir bir kulağında çınlamış: “Tek başına, bu uçsuz bucaksız kırlar, bilmediğin nice tehlikelerle doludur.” Keşke annesini dinleseymiş! Keşke sürüden ayrılmasaymış! Gözlerinden sicim gibi yaşlar akmaya başlamış. Yalnızlık, soğuk ve korku, küçük bedenini sarmış sarmalamış. “Anne!” diye melemeye başlamış, sesi zayıf ve çaresiz çıkmış. Kimse onu duymuyormuş. Artık o neşeli, meraklı kuzudan eser kalmamış, yerine korku dolu, pişmanlık içindeki bir kuzu gelmiş. Her yanına bir hüzün çökmüş.

Bu arada, Çoban Ali Amca ve sürüsü, Pamuk’un yokluğunu fark etmişmiş. Ana Koyun, yavrusunun ortalarda görünmediğini anlayınca feryat figan etmeye başlamış. Çoban Ali Amca, sadık köpekleri Karabaş ile Tekir’i yanına almış, eline sopasını, sırtına heybesini atmış, hiç vakit kaybetmeden Pamuk’u aramaya koyulmuş. Sürüdeki diğer koyunlar da meraklanmış, hepsi Pamuk için endişelenmiş. Karabaş ile Tekir, burnunu yere dayamış, Pamuk’un kokusunu takip etmeye başlamışlar. Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler, patikaları aşmışlar, çalılıkların arasından geçmişler. Güneş batmaya yüz tutmuş, her yer kararırken, Ali Amca’nın yüreğini bir korku kaplamış. “Acaba küçük Pamuk’a bir şey mi oldu?” diye düşünmüş içinden. Köpekler de yorgun düşmüş ama pes etmemişler.

Nihayet, Karabaş’ın keskin burnu, uzaklardan zayıf bir meleme sesi almış. Hızla o yöne doğru koşmuşlar. Küçük Pamuk, bir çalı dibine sinmiş, gözyaşları içinde annesini bekliyormuş. Tam o sırada, çalılıkların arasından bir gölge belirmiş, iki parlayan göz Pamuk’a doğru bakıyormuş. Bir an sonra, Karabaş ile Tekir, havlayarak gölgeye doğru atılmışlar. Gözü dönmüş çakal, köpeklerin gürültüsünü duyunca korkmuş, kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırmış, tozu dumana katarak kaçıp gitmiş.

Ali Amca, minik Pamuk’u bulmuş. Onu kucaklamış, şefkatle okşamış. Pamuk, titreyen bedeniyle Ali Amca’nın kollarına sığınmış. Bu kadar korktuğunu, bu kadar yalnız hissettiğini daha önce hiç hatırlamıyormuş. Sonra geri dönmüşler, sürüye doğru yol almışlar. Pamuk, annesine kavuşunca, sevinçten ne yapacağını şaşırmış. Annesinin sıcacık tüyleri arasına girmiş, bir daha asla ondan ayrılmayacağına söz vermiş. Ana Koyun da yavrusuna sarılmış, gözlerinden mutluluk yaşları akmış. Sürüdeki herkes sevinç çığlıkları atmış, Pamuk’un sağ salim dönmesine çok sevinmişler. O günden sonra Pamuk, asla sürüden ayrılmamış, her zaman annesinin ve Çoban Ali Amca’nın sözlerini dinlemiş. Ne kadar meraklı olursa olsun, güvende kalmanın en önemli şey olduğunu anlamış. Artık biliyormuş ki, birlik olmanın sıcaklığı, en büyük maceradan bile daha kıymetliymiş.

Gökten üç elma düşmüş; biri anlatana, biri dinleyene, biri de bu güzel masalı sevdikleriyle paylaşanlara.