Pinokyo Masalı Oku | Pinokyo’nun Serinleme Macerası
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken, uzak diyarların birinde, şirin mi şirin bir kasabada, yaşlı ve iyi kalpli marangoz Geppetto Usta’nın küçücük, derme çatma bir atölyesi varmış. Bu atölyede, Geppetto Usta’nın ellerinden çıkma, canlı mı canlı, yaramaz mı yaramaz bir tahta çocuk yaşarmış: Adı Pinokyo’ymuş.
Bir yaz günü, güneş gökyüzünden adeta ateş saçıyormuş. Kavurucu sıcaklar her yanı kasıp kavurmuş. Geppetto Usta, atölyesinde harıl harıl çalışır dururmuş. Ama Pinokyo, sıcaktan bunalmış, olduğu yere yığılıp kalmış. Tahta vücudu bile kavrulmuş, terden sırılsıklam olmuş. Burnu uzamış, kıvrılmış, adeta bir kütük parçası gibi dururmuş.
Pinokyo, derin bir iç çekmiş. “Of, of!” demiş, “Bu ne sıcak böyle! Sanki fırının içine girmişim gibi hissediyorum. Geppetto Baba, keşke buz gibi bir havuza atlayabilsek! Şöyle serin mi serin, masmavi sulara daldırabilsek kendimizi!” Gözleri hayallerle dolmuş, gözlerinin önünde şırıl şırıl akan sular, serin göletler canlanmış.
Yaşlı Geppetto Usta, oğlunun bu halini görünce tebessüm etmiş ama bir yandan da endişelenmiş. “Ah, benim Pinokyo’m,” demiş, “Havuzlar güzeldir elbet, ama sorumluluklarımız var. Hem o havuzlar uzak, yollar tozlu topraklı. Sen daha çok küçüksün, hem de tahtasın. Suda çok kalırsan şişer, şeklin bozulur. Benim işim başımdan aşkın, siparişleri yetiştirmem gerek. Hem biliyorsun, sözümden çıkarsan burnun daha da uzar. Şimdi git de şu odunları taşı bana, akşam serinliğinde belki dere kenarına gideriz, ayaklarımızı sokarız.”
Pinokyo’nun yüzü bir anda düşmüş. Somurtkan bir ifadeyle yere bakmış. Dere kenarı mı? Oysa aklında masmavi, derin bir havuz varmış. Orada yüzen çocuklar, neşeyle sıçrayan sular. Geppetto Baba’nın sözleri bir kulağından girmiş, diğerinden çıkmış. Sıcak o kadar bastırmış ki, mantıklı düşünmekte zorlanmış. İçindeki yaramazlık damarı kabarmış, canı burnuna gelmiş.
Geppetto Usta, işine dalmışken, Pinokyo yavaşça atölyenin kapısına doğru süzülmüş. İçinden bir ses, “Gitme, Geppetto Baba’n üzülür,” demiş. Ama diğer ses, “Git, git! Bir şey olmaz. Sadece biraz serinleyip geri dönersin,” diye fısıldamış. Bu ikinci ses, Pinokyo’nun aklını çelmiş. Kapıyı ardına kadar açmış ve güneşin yakıcı ışınlarına doğru, kimseye görünmeden sıvışmış. Arkasına bile bakmamış.
Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Gittiği yollar yokuşlu, taşlı ve tozluymuş. Güneş tepeden ışıklar saçarken, adeta Pinokyo’nun tahta vücudunu bir kez daha yakmaya çalışıyormuş. Yorgun argın adımlar atmış. Suya olan hasreti her adımda daha da artmış. Ağaçlar bile sıcaktan yapraklarını büzmüş, gölgeleri bile fayda etmez olmuş. Yanakları kızarmış, alnında boncuk boncuk terler birikmiş. Karnı zil çalmaya başlamış, ama su isteği açlığını bastırmış.
Derken, uzaklardan gelen şen kahkahalar, cıvıl cıvıl çocuk sesleri kulaklarına çalınmış. Pinokyo’nun gözleri parlamış, umutla etrafına bakınmış. İleride, yemyeşil ağaçların arasında, parıldayan masmavi bir gölet görmüş. “Oh be!” demiş, “İşte aradığım yer!” Adımlarını hızlandırmış, tozu dumana katarak o tarafa koşmuş. Koşarken defalarca ayağı takılmış, düşmüş ama durmamış.
Göletin kenarına vardığında hayranlıkla kalmış. Burası bir köyün halk havuzuymuş. Çocuklar neşeyle suya atlıyor, çığlıklar atıyorlarmış. Pinokyo, tam havuza atlayacakken, havuzun girişinde asılı duran büyük bir tabelayı fark etmiş. Tabelada kocaman harflerle “HAVUZ KURALLARI: Herkesin güvenliği için, havuz görevlisine danışmadan suya girmeyiniz. Tahta oyuncakların suya girmesi yasaktır – Suya zarar verebilir!” yazıyormuş.
Pinokyo’nun hevesi kursağında kalmış. Yanakları kızarmış. Bir de bakmış ki burnu biraz daha uzamış. Çünkü aklından, “Birazcık yalan söyleyip görevliye ‘Benim tahta değil, özel bir malzemeden yapılmışım’ desem mi acaba?” diye geçirmiş. Yalan düşüncesi bile burnunu uzatmaya yetmiş. Üstelik havuzun derinliği de gözünü korkutmuş. Zaten tahta vücudu onu suyun üzerinde tutsa bile, ya parçalanırsa? Ya Geppetto Baba’nın dediği gibi şişerse?
Bir kenara oturmuş, suya giren çocukları izlemeye başlamış. Gözleri dolmuş. Keşke Geppetto Baba’yı dinleseymiş. Keşke o yokuşlu yolları hiç aşmasaymış. Aklına Geppetto Baba’nın endişeli yüzü gelmiş. Kendi kendine, “Ne kadar da yaramazlık ettim. Söz dinlemedim,” diye söylenmiş. Pişmanlık duygusu, sıcağın verdiği bunaltıdan daha ağır gelmiş.
Ani bir kararla ayağa kalkmış. “Dönmeliyim!” demiş, “Geppetto Baba’nın yanına dönmeliyim!” Geri dönüş yolu, geliş yolundan daha da uzun ve yorucu gelmiş. Güneş batmaya başlamış, gökyüzü turuncu ve mora çalmış. Yorgunluktan dizleri titriyormuş. İçinde bir sızı, bir pişmanlık varmış. Eve vardığında Geppetto Baba’sının onu nasıl karşılayacağını düşünmüş. Belki de çok kızacakmış, belki de çok üzülecekmiş.
Nihayet, akşam karanlığı çökmek üzereyken, atölyenin ışığı görünmüş. Pinokyo, kapıdan içeri girdiğinde Geppetto Usta’nın onu beklediğini görmüş. Yaşlı marangoz, tezgahına oturmuş, elleriyle yüzünü kapatmış, derin düşüncelere dalmış. Pinokyo’yu görünce gözleri parlamış, yerinden fırlamış, oğluna sıkıca sarılmış. “Neredeydin Pinokyo’m? Meraktan öldüm!” demiş.
Pinokyo, suçlulukla başını öne eğmiş. Burnunun uzadığını fark etmiş. Utanmış. Titrek bir sesle, “Baba, çok üzgünüm. Seni dinlemedim. Sıcaktan bunalıp havuza gitmeye karar verdim. Ama oradaki kuralları görünce, bir de yalan söylemeye kalkışınca burnum uzadı. Çok pişmanım. Sana söz veriyorum, bir daha sözünden çıkmayacağım,” demiş. Yalan söylemeyi itiraf edince burnu biraz daha uzamış, ama pişmanlığını dile getirince yavaşça küçülmeye başlamış.
Geppetto Usta, oğlunu kucaklamış. “Önemli olan geri dönmen ve hatanı anlaman, Pinokyo’m,” demiş, “Bazen en çok istediğimiz şeyler için sabırlı olmamız gerekir. Ve her zaman doğruyu söylemeliyiz. Ben seni soğuk bir duşla serinletebilirdim, ya da birlikte akşam serinliğinde dere kenarına gidebilirdik. Ama sen aceleci davranmışsın. Bundan ders çıkarmalısın.” O günden sonra Pinokyo, sabretmeyi ve Geppetto Baba’sının sözünü dinlemeyi öğrenmiş. O yazı, Geppetto Usta’nın yaptığı küçük bir fıçının içindeki serin suyla atlatmışlar. Akşamları da dere kenarına gidip ayaklarını suya sokmuşlar.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş; biri Geppetto Usta’ya, biri Pinokyo’ya, biri de bu masalı dinleyen iyi kalpli herkese.