Minik Kunduz Badi ve Taşan Derenin Sırrı
Minik kunduz Badi, taşan derenin nedenini araştırırken yalnızca güçlü olmanın değil, dikkatli düşünmenin de ne kadar önemli olduğunu öğrenir.
Geniş çam ormanının içinden geçen Köpüklü Dere’nin kıyısında Badi adında genç bir kunduz yaşardı. Badi’nin dişleri güçlü, kuyruğu geniş ve çalışkanlığı dillere destandı. Sabah güneşi daha ağaçların tepesine ulaşmadan uyanır, kıyıdaki dalları toplar, küçük su yollarını kontrol ederdi. En çok da bir şey inşa etmeyi severdi. Ona bir avuç dal, birkaç taş ve biraz çamur verildi mi saatlerce uğraşır, sonunda ortaya mutlaka işe yarayan bir şey çıkarırdı.
Fakat Badi’nin küçük bir kusuru vardı: Bir problem gördüğünde hemen çözmek isterdi. Durup düşünmek, etrafı incelemek ya da başkalarına danışmak ona zaman kaybı gibi gelirdi. “Bir işe ne kadar erken başlarsan o kadar çabuk bitirirsin,” derdi.
Bir sabah derenin sesi her zamankinden çok daha gürültülüydü. Badi yuvasından çıktığında suyun kıyıya kadar yükseldiğini gördü. Normalde kuru kalan otların yarısı suyun altında kalmıştı. Birkaç saat içinde dere biraz daha yükselirse tavşanların kullandığı patika da su altında kalacaktı.
Badi hiç vakit kaybetmeden işe koyuldu. “Demek ki aşağıdaki set zayıfladı,” diye düşündü. Büyük dalları sürükleyip derenin kıvrıldığı yere götürdü. Taşları üst üste dizdi, aralarına çamur doldurdu ve yeni bir set yapmaya başladı.
O sırada yaşlı su samuru Neri kıyıya geldi. “Badi, önce suyun neden yükseldiğine baktın mı?” diye sordu.
Badi bir dalı dişleriyle yerine iterken, “Neden belli değil mi? Su fazla geliyor. O zaman daha güçlü bir set yaparız,” dedi.
Neri başını hafifçe yana eğdi. “Belki de öyledir. Ama dere bazen bize görünenden farklı bir şey anlatır.”
Badi bu sözü pek önemsemedi. Öğlene kadar çalıştı. Yeni set neredeyse bitmişti. Badi göğsünü kabartıp eserine bakarken yukarıdan bir çatırtı duyuldu. Biriken su setin bir kenarını zorladı ve birkaç dal yerinden çıktı. Su, Badi’nin yaptığı küçük duvarın yanından hızla geçip kıyıya yayıldı.
Badi şaşkınlıkla geriye sıçradı. “Bu kadar sağlam yapmıştım!” dedi.
Neri yeniden yanına geldi. “Belki de sorun setin sağlamlığı değildir.”
Bu kez Badi cevap vermedi. Derin bir nefes aldı ve ilk kez dereyi sadece düzeltilecek bir şey gibi değil, anlaşılması gereken bir şey gibi izlemeye karar verdi.
İkisi birlikte yukarı doğru yürümeye başladı. Badi yol boyunca suyun kenarındaki işaretleri fark etti. Bazı yerlerde akıntı normaldi, bazı yerlerde ise su birden yavaşlıyor ve genişliyordu. Biraz ileride ördek ailesinin yuvasını gördüler. Anne ördek, “Dün geceden beri su burada tuhaf dönüyor,” dedi.
Badi dizlerinin üzerine çöktü ve suyun yönünü izledi. Akıntının bir kısmı büyük söğüt ağacının arkasında kayboluyor, sonra köpürerek yeniden ortaya çıkıyordu.
“Oraya bakmalıyız,” dedi.
Söğüdün arkasına ulaştıklarında sorunun gerçek nedeni ortaya çıktı. Geceki rüzgâr büyük bir ağacın dalını koparmıştı. Dal, dere yatağına çapraz biçimde düşmüş; yapraklar, küçük çalı parçaları ve taşlar da arkasında birikmişti. Böylece suyun doğal yolu daralmış, su geriye doğru yükselmeye başlamıştı.
Badi uzun süre sessiz kaldı. Sonra kuyruğunu yere vurup, “Ben aşağıya set yaparken aslında suyu daha da sıkıştırmışım,” dedi.
Neri gülümsedi. “Yanlış yapmak kötü değildir. Aynı yanlışı neden yaptığını anlamadan tekrar etmek kötüdür.”
Badi hemen çalışmaya başlamak istedi ama bu kez durdu. Büyük dalı tek başına çekmeye kalkarsa diğer küçük dallar aniden serbest kalabilir ve akıntı tehlikeli biçimde hızlanabilirdi. Bunun yerine ormandaki dostlarını çağırdı.
Su samurları küçük dalları güvenli yerlere taşıdı. Tavşanlar kıyıdaki gevşek yaprakları topladı. İki güçlü kunduz, ana dalı yavaşça döndürdü. Neri akıntının yönünü sürekli kontrol etti. Badi ise herkesin ne yaptığını izleyerek işleri sıraya koydu.
Bir süre sonra dere yatağı açılmaya başladı. Önce ince bir su yolu oluştu. Ardından biriken su yavaş yavaş normal yatağına döndü. Badi’nin yaptığı yeni setin bazı parçalarını da söküp kıyıyı güçlendirmek için kullandılar.
Akşam olduğunda tavşanların patikası yeniden görünmüştü. Dere hâlâ hızlı akıyordu ama artık taşmıyordu.
Badi yorgun ama mutluydu. Neri’ye dönüp, “Bugün daha az şey inşa ettim ama daha çok şey öğrendim,” dedi.
“Ne öğrendin?” diye sordu Neri.
Badi gülümsedi. “Her sorunun cevabı hemen bir şey yapmak değilmiş. Bazen önce bakmak, dinlemek ve nedenini anlamak gerekiyormuş.”
O günden sonra Badi yine ormanın en çalışkan kunduzlarından biri olarak kaldı. Fakat bir sorunla karşılaştığında hemen dalları toplamaya başlamadı. Önce suyu izledi, toprağı kontrol etti, rüzgârın yönüne baktı ve gerekirse arkadaşlarına danıştı.
Köpüklü Dere de sanki bunu biliyormuş gibi her sabah sakin sakin akmaya devam etti. Badi için derenin sesi artık yalnızca akan suyun sesi değildi. Ona, “Önce beni anlamaya çalış,” diyen sabırlı bir öğretmenin sesi gibiydi.