Küçük Penguen Pina ve Kaybolan Kuzey Işığı
Küçük penguen Pina, gökyüzündeki renklerin kaybolduğunu düşündüğü bir gecede sabrın, umudun ve doğayı dikkatle izlemenin değerini keşfeder.
Buz Denizi’nin kıyısında, rüzgârın ince kar tanelerini havada dans ettirdiği büyük bir penguen kolonisi yaşardı. Koloninin en meraklı yavrularından biri Pina’ydı. Pina’nın göğsü bembeyaz, sırtı parlak siyah ve gözlerinin üstünde iki küçük gri tüy çizgisi vardı. Her akşam güneş battığında denizin kenarındaki düz buza çıkar, gökyüzünü izlerdi.
Pina’nın en sevdiği şey kuzey ışıklarıydı. Yeşil, mavi ve bazen mor renkler gecenin karanlığında ağır ağır kıvrılır; sanki gökyüzünün üzerinde görünmez bir ressam fırça gezdirirmiş gibi şekiller oluştururdu.
Pina her seferinde aynı heyecanla annesine seslenirdi. “Bak! Gökyüzü yine dans ediyor!”
Bir gece Pina erkenden kıyıya gitti. Hava soğuktu ama gökyüzü açıktı. Yıldızlar görünüyordu. Pina uzun süre bekledi. Fakat kuzey ışıkları ortaya çıkmadı.
“Birazdan gelir,” diye düşündü.
Bir saat geçti. Sonra bir saat daha. Gökyüzü hâlâ karanlıktı.
Ertesi gece yine bekledi. Yine hiçbir renk görünmedi. Üçüncü gece olduğunda Pina endişelenmeye başladı.
“Kuzey ışıkları kaybolmuş olabilir mi?” diye sordu arkadaşı fok Tumi’ye.
Tumi suyun içinden başını çıkarıp, “Belki başka bir yere gitmişlerdir,” dedi.
Bu cevap Pina’nın hiç hoşuna gitmedi. “Ama burası onların gökyüzüydü!”
Pina, kuzey ışıklarını bulmaya karar verdi. Tumi ve küçük kar kuşu Leka da ona katıldı. Üç arkadaş kıyının kuzey tarafına doğru yola çıktı. Ayaklarının altında kar gıcırdıyor, uzakta buz parçaları birbirine çarparken ince sesler çıkarıyordu.
İlk olarak yüksek buz tepesine çıktılar. Pina oradan gökyüzünün daha büyük bir bölümünü görebileceğini düşündü. Fakat tepede de yalnızca yıldızlar vardı.
“Belki daha kuzeye gitmeliyiz,” dedi.
Leka kanatlarını çırptı. “Gökyüzündeki bir şeyi yürüyerek yakalayabileceğimizden emin misin?”
Pina cevap vermedi. Çünkü aslında o da emin değildi.
Bir süre sonra rüzgâr güçlendi. Küçük kar taneleri havada dönmeye başladı. Tumi, “Geri dönsek daha iyi olabilir,” dedi. Fakat Pina vazgeçmek istemedi.
“Biraz daha ilerleyelim.”
Üç arkadaş sonunda eski buz mağarasına ulaştı. Mağaranın içinde rüzgâr daha azdı. Dinlenirken yaşlı bir deniz kuşu olan Aru’ya rastladılar. Aru yıllardır bu kıyılarda dolaşıyordu.
Pina hemen sordu: “Kuzey ışıklarının nereye gittiğini biliyor musun?”
Aru şaşırmış gibi başını kaldırdı. “Nereye mi gitti?”
“Üç gecedir görünmüyorlar.”
Aru yavaşça güldü. “Gökyüzündeki her şey her gece aynı görünmez. Bazen bulutlar vardır, bazen hava değişir, bazen ışıklar daha zayıf olur. Görmemeniz, onların tamamen kaybolduğu anlamına gelmez.”
Pina kaşlarını çattı. “Ama ben onları bekledim.”
“Beklemek her zaman hemen karşılık almak demek değildir,” dedi Aru. “Doğa bize saat vermez.”
Pina bu cümleyi uzun süre düşündü.
Ertesi gün üç arkadaş koloniye döndü. Pina yolculuk boyunca daha sessizdi. Artık kuzey ışıklarını bulmak için koşmak yerine gökyüzünü anlamaya çalışıyordu.
Akşam olduğunda annesiyle birlikte kıyıya çıktı. O gece de renkler yoktu. Pina biraz üzüldü ama bu kez “Kayboldular,” demedi.
“Belki bu gece görünmek istemiyorlar,” dedi.
Annesi gülümsedi. “Belki de.”
Bir sonraki gece ince bulutlar vardı. Pina yine bekledi. Sonraki gece rüzgâr çıktı. Yine bekledi. Beşinci gece olduğunda Pina artık beklerken de eğlenmeye başlamıştı. Yıldız kümelerini sayıyor, dalgaların buzlara çarpmasını dinliyor, Tumi’yle kar üzerinde şekiller yapıyordu.
Altıncı gece gökyüzü çok temizdi. Pina tam eve dönmeyi düşünürken ufukta soluk yeşil bir çizgi belirdi.
“Tumi!” diye bağırdı. “Leka! Çabuk gelin!”
Yeşil çizgi yavaşça büyüdü. Ardından mavi bir ışık ona karıştı. Birkaç dakika içinde bütün gökyüzü dalgalanan renklerle doldu. Pina gözlerini kırpmadan izledi.
Bu sefer kuzey ışıkları ona her zamankinden daha güzel görünüyordu.
Tumi, “Sonunda geri geldiler,” dedi.
Pina başını salladı. “Belki hiç gitmemişlerdi.”
Aru’nun sözlerini hatırladı. Görmediğimiz bir şeyin yok olması gerekmediğini artık biliyordu. Bazen sadece doğru zamanı beklemek gerekiyordu.
O günden sonra Pina kuzey ışıklarını çok sevmeye devam etti. Ama onlar görünmediğinde artık üzülmüyordu. Gökyüzüne bakıp, “Bugün başka bir şey gösterecek,” diyordu.
Bazı geceler yıldızları izledi, bazı geceler kar yağışını dinledi, bazı geceler ayın buzun üzerinde bıraktığı uzun ışığı takip etti. Ve kuzey ışıkları yeniden ortaya çıktığında her seferinde aynı şeyi düşündü:
“Güzel şeyler bazen kaybolmaz. Sadece yeniden görünmek için doğru zamanı bekler.”