Annesini Özleyen Yavru Ayının Kalbini Isıtan Aslan Kral Masalı
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken, uzak diyarların ulu, yemyeşil bir ormanında, Pofuduk adında minik bir boz ayı yavrusu yaşarmış. Pofuduk, tüyleri pamuk gibi yumuşacık, gözleri boncuk boncuk, pek şirin mi şirin bir yavruymuş. Ancak kalbinde kocaman bir hüzün taşırmış, zira annesini bir süredir görememiş. Annesi, bal aramaya gitmiş de geri dönmemiş, ya da belki de bir hastalığa yakalanmış da Pofuduk’u bulamamış, kim bilir? Pofuduk, bu koca ormanda yapayalnız kalmış. Her sabah güneşin ilk ışıkları ulu ağaçların dallarından süzülüp ormanı aydınlatırken, Pofuduk’un içindeki özlem ateşi daha da büyürmüş. Annesinin sıcacık kürkünün kokusunu, şefkatli yalamalarını ve güven veren kucaklamalarını öyle özlemiş ki, minik kalbi adeta kanat çırpmış kafesinde. Ormanın derinliklerindeki ulu çam ağaçlarının gölgeleri altında, bir başına kalmışlığını her nefeste daha derinden hissetmiş. Diğer yavru hayvanların neşeli oyunlarını, birbirleriyle güreşmelerini, şırıl şırıl akan derede balık avlamalarını uzaktan izlemiş. Onların kahkahaları, Pofuduk’un içindeki boşluğu daha da büyütmüş. Sanki dünyanın tüm neşesi ona yasaklanmış gibi gelmiş. Karnına zil çalmış çoğu zaman, uykuları kaçmış geceleri, annesinin ninnileri olmadan gözüne bir türlü uyku girmemiş.

Günlerden bir gün, Pofuduk artık bu yalnızlığa dayanamayacağını anlamış. Gözlerinden yaşlar pıt pıt düşerken, “Ben annemi bulmalıymışım! Bu koca ormanda tek başıma yapamazmışım!” diye mırıldanmış kendi kendine. Ama nereye gidecekmiş, kimden yardım isteyecekmiş? İşte o an, aklına ormanın en ulu, en bilge hükümdarı Aslan Kral gelmiş. Ormanın dört bir yanında onun adaletinden, merhametinden ve gücünden bahsedilip dururmuş. “Aslan Kral’a gitmeliymişim! O bana mutlaka bir yol gösterirmiş!” diye karar vermiş. Bu düşünce, minik ayının içini bir nebze olsun ısıtmış, umut tohumları ekmiş kalbine.
Yola koyulmuş Pofuduk. Küçücük adımlarıyla meşe palamutlarının, rengarenk çiçeklerin arasından geçmiş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Bir de bakmış ki ne görmüş? Karşısına, ormanın en kurnazlarından Tilki Rıfkı çıkmış. Tilki Rıfkı, kuyruğunu sallaya sallaya, gözlerini kısarak Pofuduk’a yaklaşmış.
— Hey minik ayı yavrusu, nereye böyle mahzun mahzun? Yolun mu şaştı yoksa, anneni mi kaybettin? diye sormuş, sesi bal gibi tatlıymış ama gözleri çakal gibi parlıyormuş.
— Ben Aslan Kral’a gidiyormuşum, annemi bulması için ondan yardım isteyecekmişim, demiş Pofuduk, titrek bir sesle.
Tilki Rıfkı, bir an düşünmüş. “Aslan Kral’a mı? Hım, o yol çok uzakmış, pek de tehlikeliymiş. Ama ben sana daha kestirme bir yol gösterebilirmişim. Yalnız, o yolun sonunda bana birazcık bal sözü vermen gerekirmiş,” demiş. Tilki’nin amacı belliymiş; Pofuduk’u tuzağa düşürüp belki de onu yemekmiş. Ama Pofuduk, annesine duyduğu özlemle gözü hiçbir şeyi görmez olmuş. Tam Tilki’nin peşinden gidecekmiş ki, ulu bir çam ağacının tepesinden Bilge Baykuş Cebbar’ın sesi duyulmuş.
— Vııııık vıııık! Minik ayı, sakın o kurnaz tilkinin laflarına kanma! O seni çıkmaz sokaklara sürer, başını belaya sokarmış. Aslan Kral’a giden yol bu taraftanmış, derelerin aktığı, kartalların uçtuğu yüksek dağların eteklerinden geçermiş. Zorlu bir yolmuş ama doğru yolmuş, demiş Bilge Baykuş.
Pofuduk, Bilge Baykuş’a teşekkür etmiş, Tilki Rıfkı’ya da hiç yüz vermeden doğruca Baykuş’un gösterdiği yola sapmış. Yol gerçekten de zorluymuş. Sarp kayalıklar, gürültüyle akan şelaleler, dikenli çalılıklar… Minik ayakları yara bere içinde kalmış, tüyleri toz toprak olmuş. Ama annesine kavuşma umudu, ona güç vermiş. Geceleri ulu ağaçların kovuklarında saklanmış, gündüzleri ise pes etmeden yürümüş durmuş. Yorgun argın düşmüş, susuzluktan dili damağına yapışmış, ama yine de bir adım daha, bir adım daha atmış.
Birkaç gün sonra, Pofuduk uzaktan büyük bir açıklık görmüş. Burası, Aslan Kral’ın topraklarıymış. Geniş mi geniş, yemyeşil mi yemyeşil ovalar, uzaktan görünen heybetli bir kaya kütlesi. Kaya’nın üzerinde Aslan Kral’ın tahtı varmış. Pofuduk, diğer hayvanların Aslan Kral’a duyduğu saygıyı ve biraz da korkuyu hissetmiş. Ceylanlar ürkek adımlarla oradan uzaklaşmış, zebralar telaşla otlamaya devam etmişler. Pofuduk, kalbi güm güm atarak Aslan Kral’ın huzuruna çıkmış.
Ulu Hükümdar Aslan, altın rengi yeleleri rüzgarda dalgalanır vaziyette, gözleri bilgece bakan, heybetli bir şekilde tahtında oturuyormuş. Pofuduk, Aslan Kral’ın bu görkemli hali karşısında önce bir irkilmiş, sonra tüm cesaretini toplayıp öne doğru adımlamış.
— Ulu Hükümdarım, ben Pofuduk’muşum, bir boz ayı yavrusuymuşum. Annemi kaybetmişim, günlerdir onu ararmışım. Çok yalnızmışım, ne yapacağımı bilemezmişim. Sizin bilginiz ve gücünüzle bana yardım edeceğinizi umarak buralara kadar gelmişim, demiş, gözleri yaşarmış.
Aslan Kral, Pofuduk’u dikkatle dinlemiş. Minik ayının acısını, özlemini, saflığını görmüş. Yüzünde şefkatli bir ifade belirmiş.
— Ah, minik Pofuduk, annen senin en kıymetli varlığınmış. Annenin yokluğunda çektiğin acıyı anlamışım. Ancak bil ki, anneler yavrularını asla isteyerek terk etmezlermiş. Belki bir süreliğine yiyecek aramaya gitmiş, ya da başına bir iş gelmiş de dönememiş. Ama emin ol, annen de seni çok merak eder, seni bulmak için çırpınırmış, demiş Aslan Kral, gür sesiyle ama yumuşacık bir tonda.
— Ben sana yardım edermişim. Sen bu topraklarda güvende olacakmışsın. Askerlerim, ormanın dört bir yanını karış karış arayacak, anneni bulup sana getirecekmiş. Bu süre zarfında sen de benim misafirim ol, diğer yavru hayvanlarla oyna, karnını doyur, demiş.
Pofuduk, Aslan Kral’ın bu sözleriyle öyle sevinmiş ki, minik kalbi yerinden fırlayacak gibi olmuş. Günlerdir ilk kez bu kadar umutlu hissetmiş. Aslan Kral’ın askerleri, ormanın en hızlı koşan kurtları ve en keskin gözlü kartalları, hemen yola koyulmuşlar. Pofuduk ise Aslan Kral’ın himayesinde, diğer yavru hayvanlarla oynamış, karnını doyurmuş, yalnızlık hissi yavaş yavaş içinden silinmiş.
Aradan birkaç gün geçmiş. Bir sabah, ormanın derinliklerinden tanıdık bir kükreme sesi duyulmuş. Aslan Kral’ın askerleri, Pofuduk’un annesini bulup getirmişler! Anne Ayı, Pofuduk’u gördüğünde sevinçten havalara uçmuş. Minik yavrusunu sıcacık kürkünün arasına almış, onu koklaya koklaya, yalaya yalaya bağrına basmış. Pofuduk da annesinin kokusunu aldığında, dünyalar onun olmuş. Annesine Aslan Kral’ın ona nasıl yardım ettiğini, ona nasıl kol kanat gerdiğini anlatmış. Anne Ayı, Aslan Kral’ın huzuruna çıkıp derin bir saygıyla teşekkür etmiş.
Böylece Pofuduk ve annesi, Aslan Kral’ın iyiliği sayesinde yeniden bir araya gelmişler. Artık orman onlara daha güvenli, daha sıcak bir yuva gibi gelmiş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş; biri Pofuduk’a, biri annesine, biri de tüm kalbiyle iyilik yapan Aslan Kral’a.