İçeriğe atla
🧸 Çocuk Hikayeleri

Sırasını Bekleyemeyen Minik Fil

4 dk okuma 06 Kasım 2026 Masal Prensesi 👁 2 okuma
Sırasını Bekleyemeyen Minik Fil

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, güneşin altın gibi parladığı Sarı Ova’da, koca gövdeli ağaçların gölgesinde neşeli hayvanlar yaşarmış. Bu hayvanların en küçüğü, kocaman kulaklı, kıpır kıpır minik fil Tontiş’miş. Tontiş çok sevimli, çok yardımsever bir filmiş ama bir kusuru varmış: Hiçbir şeyde sırasını bekleyemezmiş.

Sabahları gölete su içmeye gidildiğinde herkesten önce koşar, “Ben önce, ben önce!” diye bağırarak suya dalarmış. Öyle bir dalarmış ki çamurlar kulaklarına kadar sıçrar, göletin suyu bulanık bulanık olurmuş. Arkasında bekleyen zebra Çizgi iç çekerek, “Bu suyu şimdi nasıl içeceğiz?” dermiş. Maymun Zıpır’ın sarmaşıktan yaptığı salıncağa da hep ilk o binermiş. Hem de öyle hızlı binermiş ki salıncak gıcır gıcır öter, Zıpır başını iki eliyle tutarmış.

Günlerden bir gün ovanın en yaşlısı Fil Nine, herkesi büyük ağacın altına çağırmış. “Yıldız meyveleri olgunlaşmak üzere.” demiş. “Yarın güneş doğunca sıraya gireriz. Herkes birer tane alacak, kimse eksik kalmayacak.” Hayvanlar sevinçle alkışlamış. Tontiş ise yerinde duramıyormuş. Sabahı beklemek ona dünyanın en uzun işi gibi geliyormuş.

O gece herkes uyurken Tontiş sessizce ağacın yanına gitmiş. “Biraz erkenden alsam kimse fark etmez.” diye düşünmüş. Hortumunu dallara dolamış ve ağacı bir sallamış, iki sallamış. Pat! Pat! Pat! Meyveler yere yağmur gibi dökülmüş. Tontiş bir tanesini hemen ağzına atmış. Ama o da ne! Meyve öyle ekşiymiş ki Tontiş’in yüzü buruş buruş olmuş, kulakları bile kıvrılmış. Meyveler henüz olgunlaşmamış.

Minik fil Tontiş göletin suyunu bulandırıyor

Tontiş yere saçılan yeşil meyvelere bakmış. Birden içi burkulmuş. “Arkadaşlarımın meyvelerini de ben düşürdüm.” diye fısıldamış. O gece gözüne pek uyku girmemiş.

Sabah olunca hayvanlar ağacın altında toplanmış. Yerdeki ekşi meyveleri görünce şaşırmışlar. Tontiş başını eğerek öne çıkmış. “Ben yaptım.” demiş. “Sabahı bekleyemedim. Özür dilerim.” Çizgi bir an sessiz kalmış. Sonra yukarıyı göstermiş. “Bak, en tepedeki dallarda hâlâ sapsarı meyveler var. Ama oraya kimse uzanamıyor.”

Fil Nine gülümsemiş. “Belki de uzanabilecek biri vardır.” demiş ve Tontiş’e bakmış.

Tontiş hemen anlamış. Bu kez acele etmeden, hortumunu yavaş yavaş en yüksek dala uzatmış. Olgun meyveleri teker teker koparmış. Önce Fil Nine’ye, sonra Çizgi’ye, sonra Zıpır’a, sonra sıradaki herkese birer tane uzatmış. Kendi meyvesini en sona bırakmış. Sıra ona geldiğinde ağzına attığı meyve bal gibi tatlıymış.

Tontiş gece ağacı sallayıp ekşi meyveleri düşürüyor

“Dün geceki meyve ekşiydi, bu ise çok tatlı!” demiş Tontiş. Fil Nine başını sallamış. “Acele eden ekşisini yer, sabreden tatlısını, minik Tontiş.”

O günden sonra Tontiş göletin başında arkadaşlarına yol vermeyi, salıncakta sırasını beklemeyi öğrenmiş. Üstelik ovada yeni bir gelenek başlamış. Her meyve mevsiminde hayvanlar ağacın altında sıraya girer, Tontiş de hortumuyla meyveleri dağıtırken neşeyle “Sıra sende!” dermiş. Bu iki küçük kelime, zamanla Sarı Ova’nın en sevilen sözü olmuş.

Çünkü sırayla olunca herkese yetermiş; sabırla beklemek kimseyi geride bırakmaz, herkesin mutluluğa birlikte ulaşmasını sağlarmış.

Gökten üç yıldız meyvesi düşmüş: Biri sırasını sabırla bekleyenlere, biri arkadaşına yol verenlere, biri de bu masalı dinleyip tatlı bir uykuya dalan bütün çocuklara.

Masalın öğüdü: Sırasını beklemek sabır ister ama herkesin mutlu olmasını sağlar. Acele etmek yerine beklemeyi ve arkadaşlarımıza yol vermeyi öğrenmeliyiz.