12 dans eden prenses masalı oku
Sarayın en sevilen dans melodisi bir sabah ortadan kaybolunca on iki prenses, sessizliğin içindeki küçük sesleri takip etmeye başlar.
Çınar Sarayı’nda sabahlar müzikle başlardı. Mutfakta bakır tencereler hafifçe tıngırdar, bahçedeki çeşme taşlara küçük ritimler vurur, koridorlarda hizmetkârların adımları yankılanırdı. Fakat sarayın en güzel sesi, her akşam on iki prensesin dans ettiği salondan yükselen eski bir vals melodisiydi.
Bu melodi sarayda o kadar uzun zamandır çalınıyordu ki kimse bestecisinin kim olduğunu bilmiyordu. Müzik odasında duran küçük gümüş kutu açıldığında kendi kendine çalmaya başlardı.
Bir sabah prenseslerden Selin kutuyu açtı.
Hiçbir şey olmadı.
Kapağı kapatıp yeniden açtı.
Yine sessizlik.
Öğleden sonra on iki kardeş müzik odasında toplandı. Kutuyu salladılar, altını çevirdiler, anahtarını kurdular. Fakat tek bir nota bile duyulmadı.
“Akşam provamız ne olacak?” diye sordu Ceren.
“Başka bir şarkıyla dans ederiz,” dedi Duru.
Ama en küçük prenses Sera başını salladı. “Bu melodi yalnızca dans etmek için değildi. Büyükannem her duyduğunda gülümserdi.”
Kardeşler melodiyi geri getirmeye karar verdi. Sarayın saat ustası kutuyu inceledi. İçindeki çarkların sağlam olduğunu söyledi.
“Mekanizma çalışıyor,” dedi. “Fakat melodiyi oluşturan ince metal tarak kayıp.”
“Nasıl kayıp olabilir?” diye şaşırdı Selin.
Usta omuzlarını silkti. “Bazen eski bir parça gevşer ve kutunun başka bir bölümüne düşer. Ama burada yok.”
Prensesler odanın her köşesini aradı. Halıların altına baktılar, dolapları açtılar, perdeleri kontrol ettiler. Hiçbir şey bulamadılar.
Arama uzadıkça kardeşler sabırsızlandı.
“Yeni bir kutu yaptıralım,” dedi Ceren.
Sera pencereden dışarı baktı. Bahçede rüzgâr küçük çanları sallıyordu.
Tin… tin…
Birden döndü. “Melodinin tamamını hatırlıyor muyuz?” diye sordu.
Prensesler birbirine baktı.
İlk birkaç notayı herkes biliyordu. Sonrasını ise farklı hatırlıyorlardı.
“Ben ikinci bölümün daha hızlı olduğunu düşünüyorum,” dedi Duru.
“Hayır, orada yavaşlıyordu,” dedi Selin.
Sera gülümsedi. “Belki melodiyi kutudan değil, hatıralarımızdan bulmalıyız.”
On iki kardeş sarayın farklı yerlerine dağıldı. Her biri melodiyi hatırlatan bir ses aradı.
Selin mutfakta tahta kaşığın tencerenin kenarına vurduğu sesi duydu. Duru çeşmenin düzenli damlalarını dinledi. Ceren ahırda atların nal seslerinden bir ritim çıkardı. Başka bir kardeş rüzgâr çanlarını, biri merdivenlerde yankılanan adımları, biri de kuşların sabah ötüşünü dinledi.
Akşamüstü herkes müzik odasına geri döndü.
Yanlarında tuhaf şeyler vardı: iki kaşık, küçük bir zil, içi yarısına kadar su dolu bardaklar, kuru tohumlarla dolu bir kese, ince bir tahta parçası ve minik bir davul.
“Bunlarla vals mi çalacağız?” diye güldü Ceren.
“Deneyelim,” dedi Sera.
Önce çok kötü oldu. Kaşıklar fazla yüksek ses çıkarıyor, tohum kesesi ritmi kaçırıyor, bardaklar birbirine uymuyordu.
Fakat vazgeçmediler.
Birinin çıkardığı sesi diğeri tamamladı. Çeşmenin damlalarını hatırlayan prenses ritmi düzenledi. Kuş sesini hatırlayan kardeş melodinin yükseldiği bölümü buldu. Sera ise büyükannesinin dans ederken mırıldandığı kısmı hatırladı.
Yavaş yavaş eski melodinin ana çizgisi ortaya çıktı.
Fakat tam aynısı değildi.
İçinde mutfağın sesi, bahçenin suyu, ahırın ritmi ve on iki kardeşin kendi küçük eklemeleri vardı.
Akşam büyükanneleri müzik odasına geldi. Yeni melodiyi duyunca gözleri doldu.
“Eski şarkıya benziyor,” dedi, “ama daha canlı.”
Sera endişeyle sordu: “Yanlış mı yaptık?”
Büyükanneleri başını salladı. “Hayır. Hatıralar aynı kalmaz. Onları her hatırladığımızda biraz da kendimizden bir şey ekleriz.”
O gece prensesler yeni melodileriyle dans etti. Gümüş kutu hâlâ sessizdi ama kimse bunu dert etmiyordu.
Bir hafta sonra sarayın görevlilerinden biri eski halıyı kaldırırken kayıp metal tarağı buldu. Parça kutuya takıldı ve eski vals yeniden çalmaya başladı.
Prensesler sevindi, fakat artık yalnızca eski şarkıyla dans etmiyorlardı.
Bazen gümüş kutuyu açıyor, bazen de kendi yaptıkları enstrümanları çıkarıyorlardı.
Çünkü kaybolan melodiyi ararken daha önemli bir şey bulmuşlardı: Birlikte yeni bir şey üretmenin ne kadar güzel olduğunu.