Prenses Defne ve Göldeki Fenerler
Bir varmış, bir yokmuş. Yemyeşil tepelerin arasında, bahçesi rengârenk çiçeklerle dolu beyaz bir saray varmış. Bu sarayda Defne adında neşeli, meraklı ve çok konuşkan bir prenses yaşarmış. Prenses Defne her şeyi öğrenmek istermiş ama bir kusuru varmış: Kimseyi sonuna kadar dinlemezmiş. Biri konuşmaya başlar başlamaz, “Biliyorum, biliyorum!” deyip sözünü kesermiş.
Sarayın bahçıvanının küçük kızı Nar, bahçedeki her çiçeği, her kuşu, her taşı tanırmış. Prensesle sık sık birlikte oyun oynarlarmış. Ama Nar ne zaman bir şey anlatmaya kalksa Defne hemen araya girermiş. Nar da sonunda omuz silker, sözünü yarıda bırakırmış.
Günlerden bir gün Kraliçe’nin doğum günü yaklaşmış. Prenses Defne annesine unutamayacağı bir sürpriz hazırlamaya karar vermiş. “Bahçeyi fenerlerle süsleyeceğiz, havuzun fıskiyesini açacağız, pastayı da yaşlı söğüdün altına koyacağız!” demiş. Herkese ne yapacağını tek tek söylemiş ama kimseye bir şey sormamış.
Nar telaşla yanına koşmuş. “Prensesim, söğüdün dalları…” diye başlamış. Defne gülümseyip, “Biliyorum, biliyorum! Dallar çok güzel, fenerler de oraya çok yakışacak.” demiş ve koşarak uzaklaşmış.
Kutlama akşamı gelmiş. Görevliler renkli cam fenerleri söğüdün ince dallarına asmışlar. Oysa dallardan birinde bir saksağan çiftinin yuvası varmış. Fenerlerin ışığından ürken kuşlar telaşla kanat çırpınca dallar sallanmış, fenerler pıt pıt yumuşak çimenlere yuvarlanmış.

Defne bu kez fıskiyeyi açtırmış. Ama fıskiyenin borusu tıkalıymış. Su önce hırıldamış, sonra bir anda fışkırıp pastanın üstüne yağmış. Kremalar havada uçuşmuş, aşçıbaşının şapkası sırılsıklam olmuş. Nar yine bir şey söylemek istemiş ama Defne o kadar telaşlıymış ki duymamış bile.
Prenses, ıslak pastanın yanına oturup ağlamaya başlamış. “Her şey berbat oldu!” diye hıçkırmış. Nar yavaşça yanına oturmuş. Bu kez Defne hiç konuşmamış. Sadece başını kaldırıp ona bakmış.
“Söğüdün dallarında saksağanların yuvası olduğunu söyleyecektim.” demiş Nar. “Fıskiyenin de günlerdir tıkalı olduğunu. Bir de… aklımda güzel bir fikir var.”
Defne derin bir nefes almış. “Anlat, Nar. Bu sefer sonuna kadar dinleyeceğim.” demiş.
Nar’ın fikri çok basitmiş. Havuzdaki nilüfer yapraklarının üzerine küçük cam fenerler yerleştireceklermiş. Fenerler suyun üstünde süzülürken ışıkları gölde yıldızlar gibi parlayacakmış. Havuzun kurbağaları da her akşam olduğu gibi şarkılarını söyleyecekmiş.
Hep birlikte çalışmışlar. Görevliler çimenlere düşen fenerleri toplamış, Nar en sağlam nilüfer yapraklarını seçmiş, Defne de fenerleri tek tek yaprakların üzerine bırakmış. Aşçıbaşı ıslanan pastanın kremasını yenilemiş, üstüne taze çilekler dizmiş.

Kraliçe bahçeye geldiğinde gözlerine inanamamış. Havuzun üzerinde yüzlerce küçük ışık yavaş yavaş dönüyor, kurbağalar vrak vrak şarkı söylüyormuş. Söğüdün dalındaki saksağanlar da yuvalarından başlarını uzatmış, ışıkları seyrediyormuş.
Kraliçe, kızına sarılmış. “Bu, gördüğüm en güzel doğum günü.” demiş. Defne başını sallamış. “Bu fikir Nar’ın, anneciğim. Ben sadece onu dinledim.” Kraliçe gülümsemiş. “Bazen en güzel hediye, birini sonuna kadar dinlemektir.” demiş.
O günden sonra Prenses Defne, biri konuşurken sözünü kesmemeyi öğrenmiş. “Biliyorum, biliyorum!” yerine “Anlat, dinliyorum.” demeye başlamış. Sarayda herkes ona daha çok şey anlatır olmuş; Defne de dinledikçe daha çok şey öğrenmiş. Her yıl Kraliçe’nin doğum gününde havuza fenerler bırakılır, bu geceye de “Dinleme Gecesi” denirmiş.
Çünkü dinlemeyi bilen, yalnızca kulağıyla değil, yüreğiyle de duyarmış.
Gökten üç fener süzülmüş: Biri sözünü sabırla bekleyenlere, biri arkadaşını sonuna kadar dinleyenlere, biri de bu masalı dinleyip gözlerini tatlı bir uykuya kapayan bütün çocuklara.
Masalın öğüdü: Birisi konuşurken sözünü kesmeden dinlemek, ona değer verdiğimizi gösterir. Dinlemeyi bilenler hem daha çok öğrenir hem de daha çok dost edinir.