Sincap Mira ve Paylaşılmayan Son Fındık
Mira, kış için sakladığı son özel fındıkla ne yapacağına karar verirken paylaşmanın gerçek anlamını keşfeder.
Sincap Mira’nın küçük kovuğunda cevizler, meşe palamutları ve fındıklarla dolu düzenli raflar vardı. Mira yiyeceklerini paylaşmayı severdi ama bir fındık vardı ki onu kimseye vermek istemiyordu.
Bu fındık diğerlerinden daha büyüktü. Kabuğunda yıldız biçiminde küçük bir iz vardı. Mira onu sonbaharın ilk günü bulmuş ve “En özel günümde yiyeceğim,” diyerek saklamıştı.
Bir kış sabahı kar yağmaya başladı. Mira’nın arkadaşı serçe Piri, rüzgârdan korunmak için kovuğa geldi. Çok üşümüş ve acıkmıştı. Mira ona birkaç meşe palamudu kırıntısı verdi ama Piri’nin küçük gagası sert parçaları yiyemedi.
Raflarda yumuşak içli tek yiyecek, yıldız izli fındıktı. Mira fındığa baktı, sonra Piri’ye baktı. İçinden “Bunu aylarca sakladım,” diye geçirdi.
Piri bir şey istemedi. “Biraz ısınınca giderim,” dedi. Mira’nın içi daha da sıkıştı. Çünkü arkadaşı istemese de onun aç olduğunu biliyordu.
Sonunda fındığı raftan aldı. “Bunu birlikte yiyelim,” dedi. Kabuğu kırdıklarında içinden iki düzgün parça çıktı. Mira şaşırdı. Bir parçasını Piri’ye verdi, diğerini kendisi yedi.
Fındığın tadı gerçekten çok güzeldi. Ama Mira’nın daha çok hoşuna giden şey, Piri’nin yüzündeki rahatlamaydı. Biraz sonra kar hafifledi. Piri uçmadan önce, “İlkbaharda bulduğum en güzel tohumu sana getireceğim,” dedi.
Aylar sonra karlar eridiğinde Piri sözünü tuttu. Getirdiği tohumdan küçük bir fındık fidanı çıktı. Mira onu kovuğunun yakınına dikti.
Yıllar sonra o fidan büyük bir ağaca dönüştü. Mira her sonbaharda dallardan bir avuç fındık topladı ve ilk fındığı mutlaka bir arkadaşıyla paylaştı.
Yıldız izli fındığı ise hiç unutmadı. Çünkü o küçük fındık ona, sakladığımız bir şeyin değerinin bazen paylaştığımız anda daha da büyüdüğünü öğretmişti.